8 Şubat 2011 Salı
Bugün
Saat 01:00 çamaşır katlamak için odaya giriyorum. Karanlık odayı sokaktan gelen kırmızı bir ışık kaplamış. Perdeyi aralayıp sokağa bakıyorum görmeyi en son isteyeceğim şey, ambulans. Karşı apartmanda bir telaş. Arada bir pencereden gördüğüm her ne yapıyor olursa olsun çok zarif hareketlerle yapan ve her daim-temizlik yaparken bile şık giyinen bir teyze vardı. Ambulanstan inen karnı burnundaki doktor ve yanındaki hemşire o teyzenin olduğu daireye yöneliyorlar. 10dk sonra teyze sedye ile indiriliyor. Baygın bir halde ve hala çok zarif. Kızları ve eşi panik içinde çevresindeler. Ben kötü bir şey olmamasını umud edip dua ederken ambulans uzaklaşıyor.
Saat 18:10 işten geç çıkmışım telaş içerisinde eve gelme Mahir'e kavuşma gayreti ...Araç içerisinde telefonla konuşmanın çok zararlı olduğuna dair okuduğum yazı aklımdayken yol boyunca telefonda konuştuğumu farkediyorum, arkamdaki kamyon beni hızla sollarken. O geçiyor bir kargaşa oluyor kamyon basıp gidiyor çocuklar yerde yatan bir şeyin etrafında toplanıyorlar. Allah'ım lütfen olmasın derken yerde yatan kediyi görüyorum. Çocuklar öldü galiba derken aklımda bin soru ölmüş olabilir mi, annemin hemen çıkıp yetişmesi gereken programı,karnı aç Mahir... Arabadan iniyorum. Hiç tepkisiz yatıyor yerde. Çocukların arasındaki bir genç su döküyor kediye. Çok derinden hırıltılı bir nefes geliyor. Çocukların yardımıyla arka koltuğa yatırıyoruz. Aralarından en akıllı konuşanlara benimle gelir misiniz diyorum. Tedirginim içten içe. Yoldayken ölürse diye korkuyorum... Bisikletlerini bırakıp koşarak geliyorlar. Gidiyoruz bizim veterinere. Kafa travması iç organlar zarar görmüş olabilir diyor veteriner.İğneler yapılıyor. 72 saat yoğun bakımda kalmalı...Kalsam yapacak bir şey yok. Gözlerim doluyor. Dualarla dönüyorum eve. Annem geç kalmış, Mahir yine ağlama krizinde kapıda karşılıyorlar beni..
Saat 13:00 işe geç kaldım çamaşırları asıp çıkayım. Pencereyi açıyorum yan taraftaki arazide yaşlı bir amca. Kedileri besliyor. Torbadan çıkardığı ekmekleri kedilere verirken onlarla sohbet ediyor. Hepsini size veremeyeceğim yukarıdaki kediler de beni bekler. Ben yarın gelemeyeceğim. Haberiniz olsun. Naparsınız bilmem, aç kalmazsınız inşallah. -Durup iç geçiriyor amca.- Elbet Allah büyük bir doyuran olur sizi de diyor. Haydi görüşmek üzere deyip ayrılıyor yanlarından. 3.kattan aşağı atlayıp amcaya sarılasım geliyor.
Karşı komşu, bencil huysuz yaşlılara inat kedilerle sohbet eden merhametli amca, yoğun bakımdaki kedi, bana veterinere giderken eşlik eden 15-16 yaşındaki vicdan sahibi yol arkadaşlarım hepsi aklımda bu gece..
Son anda bunu okuyup günün sözü ilan ediyorum;
Sokaklardaki kediler, köpekler, bizlere emanet edilmiş öksüz ve yetimlerdir. Murat Menteş
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Canımmm..yazınla başladım güne...içime oturdu okuduklarım...ne kadar aynıyız Heidi...bu cümle..çok acaip...bu konuda kurulabilecek en güzel cümle, en hisli cümle...sevgimle...
YanıtlaSilokukrn gözlerim doldu.
YanıtlaSilPerenim,
YanıtlaSilBelki Yaman haklıdır. Biz bir şekilde kendimize acı verecek bir şey mi buluyoruz. Neden herkes gibi yanından geçip gidemiyoruz olayların. Bir film bile darmadığın ederken bizi...İyi bir şeydir belki bu. İnsan kalan yanımıza dair bir işarettir...
Öyledir Heidim, öyledir...3 hayat yaşasam 3 ünde de bu olmak istediğimi söylerim son tahlilde sana ama bazen fazla gelir böyle olmak, çünkü acı çekmek , sürekli canının yanması güzel bir şey değildir...anormal hissediyorum kendimi çoğu zaman, başka bir evrenden gibi...biliyorsun değil mi, herkes böyle olsaydı bizim gibi, yani anormal olmasaydık,bu zaten "normal" olan olsaydı, acı çekecek bu kadar çok şey olmayacaktı hayatta...
YanıtlaSilİnsan çok defoları olan bir yaratık Heidi, kötü, merhametsiz, vicdansız,merhametsiz, vahşi olmaya çok meyilli bir şey...tam tersi olmak için de herşeye sahipken...ama seçim hakkı bize verilmiş işte..biz böyle olmayı seçtik, bu seçimimizin sonuçlarını yaşıyoruz.