Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2009 Cuma

Karanlıktakiler


Son derece gergin geçen 3 gün. İşyerinde bir türlü ama bir türlü çözülemeyen uluslarası kriz haline gelen bir sorun ve bu sorundan sorumlu tutulan ben. Gerim gerim gerilen ben. Bugün sorunun çözüleceğine dair yeşil ışık yandı biraz gevşedim. İşyeri sorunlarını eve ve hayatıma yansıtmaktan uzak duran ben alakasız bir şekilde hatalı konumuna düşürülünce keyfim kaçtı. Salı günü bana moral olsun hissiyatı ve baskısıyla pek sevgili iş arkadaşlarımın ısrarı üzerine hadi sinemaya gidelim dendi Oysaki o gerginlikle Karanlıktakiler’ i izleme niyetim yoktu. Taksim’e gittikten sonra biletler alındı kuzu da geldi. Ama iş arkadaşları bize kısmi bir satış koyarak gittiler. Evlerine gelecek olan misafir erken gelmiş mış mış. Ben de tabii gıcık oldum. Ben onlar için geliyorum onlar benim için kalmıyor. Vs. vs. o gerilim ve suratsızlıkla izledim filmi. Benim asık suratlı halim hiç çekilmez. İnsanlıktan çıkıyorum böyle zamanlarda.

Daha kalabalık bir salon beklerken 10 kişi ile izledik filmi-5 kişisi zaten bizim ekipti.-Çağan Irmak serisinde en favori filmim Mustafa Hakkında Her şey di. Bu filmden sonra favorim değişmedi. Ama 2.favori olarak Karanlıktakiler i ekledim. Karanlıktakilerin kadrosu Issız Adamlar’dan oluşuyor. Günlük hayat içerisinde yollarımızın kesiştiği, asansörde bir günaydın ı esirgediğimiz, vapurda yanımıza oturan, yanımızdan geçip gidiveren ıssız adamlar ve kadınlar. Hepsinin kendi içinde her geçen gün büyüyen yalnızlığı. Karanlıktan korkan, çocukların acımasızlığından ürken, sevilmeyi umud eden, telefonlarına cevap bekleyen, komşu dedikodularından, aile otoritesinden kaçmak isteyen, aile şefkatine muhtaç, aldatılan, aldanan her defasında yeniden inanan, yeniden inanmak isteyen yalnız insanlar. Farklı sınıflarda olsalar da ortak paydaları yalnızlık olan insanlardan bahsediyor film. Kariyer sahibi, ekonomik gücü olan kocası tarafından aldatılan iş hayatında kuyruğu dik tutma çabası içinde savaşan içinde hala iyi bir şeyler saklayan Umay. Yalnızlığına ve hayata dayanmanın tek yolunu ayık olmamak olarak seçen bekçi Ramiz, psikolojik rahatsızlıklarıyla hayat ile arasına kalın bir duvar ören Gülseren Hanım, annesinin karanlık dünyasında nefes almaya çalışan, pazarlarını suratsız eniştesinin evinde geçirmeyi göze alacak kadar yalnız, patronunun her sözünde sevgi kırıntısı bulan Egemen.

Egemen’in arada bir kaçtığı mekânı var ki; Garipçe. Severek gittiğim yerler bir dizi ya da filmde gösterilince hep korkarım. Herkes gidecek orası kalabalıklaşacak eski güzelliğini kaybedecek diye. Filmden sonra yalnızlığa dair sorularımla beraber bir de Garipçe korkusu vardı aklımda.

28 Eylül 2009 Pazartesi

Kurtulmak kolay mı kendinden

H.sonu Abant’a gidip kafayı dinleme hayalleri kuran ben Cumartesi sabahı göz kapaklarımı bile açmama müsaade etmeyen gribe hoş geldin diyerek uyandım. Eee madem yatıyorum gözümü açabildiğim kadarıyla bir kitap okuyayım diyerek aynı hataya düştüm. Hani hastayım ya kafamı çok yormayacak bir şey okuyayım diye Ayça Şen’in ilk kitabını aldım elime. 2. kitabını büyük bir hayal kırıklığı ile zoraki bitirmiş biri olarak. İşte insan unutkan bir varlık. Yoksa nasıl yaşayacak.

Akşamüstü bünyeyi zorlayarak biraz yürüyüş iyi gelir yat yat nereye kadar düşünceleri ile bu sene Taksim Gezi Parkında yapılan Sahaf Fuar’ına gittik. Plaklar arasında kaybolduk. Sonra çocukluğumuzun kitapları ile kaybolduk. Kuzu ille de kitaplardan alalım çocuklarımıza saklayalım dedi ama ben niyeyse sıcak bakmadım. Ezop Masalları, Kemalettin Tuğçu’lar,Tom Sawyer…Çocukluğum film şeridi gibi geçiverdi. Sabahattin Ali’nin Hikâyeleri ve Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şiirlerini alarak sinemaya yollandık.


11’e 10 kala Cuma günü vizyona girdi Konusu koleksiyon olunca ikimizin de gayet ilgisini çekti. Filmi izlerken arada bir ateşim tavan yapıp beni bezdirse de filmi sevdim. Filmde koleksiyoncu bir amca var beni benden alan. Yönetmen Pelin Esmer’in amcası imiş. Filmin sadeliği insanı öyle sarıyor ki diyalogları doğaçlama gibi geliyor. Pelin Esmer çok az doğaçlama oldu dese de amcanın doğallığı çok yakın geldi bana. Nejat İşler’i takdir ettim. O ezik pısık kendince hesaplar peşinde koşan kapıcı rolüne nasıl büründün be adam. 40 yıllık kapıcı mısın? Biriktirmek bazen hastalıklı bir hal alıyor. Ben kendimi azimle frenlemesem Mithat Amcadan farkım kalmazdı. Ama çokta güzel yaa. Hele ekmeğin üzerindeki kağıdı aldı ya. Bayıldım o sahneye.

Filmden sonra Candan Erçetin şarkısı takıldı dilime. Sanırım biriktirdikçe insanın kendinden kurtulma süreci daha zorlaşıyor. Bir de şarkı eklemeyi bilsem tam süper olacaktı be blog.




Arada bir bir yanım
Kaçsam diyor uzağa
Katsam diyor önüme
Canımı yorganımı
 
Arada bir bir yanım
Düşsem diyor tuzağa
Geçsem dünyanın derdini
Varsam cennetime diyor
 
Ama o öbür yanım var ya öbür yanım
Amman öbür yanım korkak diğer yarım
 
Kurtulmak kolay mı kendinden
Sıyrılmak kolay mı derdinden
 
Arada bir bir yanım
 
Yıksam diyor şu dağı
Görsem diyor ardını
Yarimi yarını mı
 
Arada bir bir yanım
Küstüm diyor o yana
Senden dost olur mu
Korkarsan kaybettin diyor


24 Eylül 2009 Perşembe

Bayram gelmiş neyime




Birazcık dinlensin büyüsün yeşersin gelmeyişin…





Bir bayram daha geçti. Çocuk gülüşleri, dedikodu seven akraba ziyaretleri, ölümden korkup hastalıklarını anlatmaktan keyif alan yaşlılar, annenin hazırladığı keyifli kahvaltı sofraları, 2 film ve 1 kitap ile geçti bir bayram daha. Bayramlarda babalar daha çok özlenir. İlk zamanlar sayardım. Babamsız 2.bayram 3. bayram derken… Geçiverdi onca bayram. 12. miydi bu geçen.



İçimde kapanmayan eski yaralar sen yokken uğramaz mı bana ilkbahar…





Önce The Kite Runner izlendi. Kardeş gözümü korkutmuştu insanı çok kötü yapıyor diye. Kitabını okuduğumda yeterince sarsıldığım için film etkilemedi. Her geçen gün yeterince sarsılıyoruz yetmiyor mu? Emir Can’ı kitap/film boyunca tekme-tokat dövmek istedim.



Bir de ne izlemiştim. Paradise Now. Unutmamak için yazdım bunları. Tatsız tutsuz blog yazısı oldu.

Fotoğrafsız olmuyor. Son günlerde her şeye burnunu sokmak konusunda uzmanlaşan Sıdıka'nın obtejktife bakışı. Böhhh sana yerim seni.


Bir de ne olacak bu blogspot’un hali. Giremiyorum deli olacağım.