17 Aralık 2009 Perşembe

Korkma Ben Varım






Kitap biteli uzun zaman olsa da biz bir türlü bir araya gelemediğimiz için bu akşam konuşacağız Korkma Ben Varım'ı. İnsanın ilk kitabının iyi bir çıkış yapması ikinci kitabında onu bir hayli zorlayan bir şey olsa gerek. İlk kitabı başarılı olan Murat Menteş ikinci kitabında o tadı, o başarıyı yakalayacağım derken biraz saçmalamış. Peki, haksızlık etmeyelim ama onca benzetme, onca alıntı, onca karakter okuyucu için yorucu olmuş.Ben her şeyi bilirim, çok okurum, çok film izlerim mi demek istemiş okuyucuya. Ordan orada zıplayıp bir karakteri kafanda oturtmadan öbürüne geçip seni sürekli şaşırtırım  okuyucu demek istemiş belki de. Bilemiyorum.  Kibir mi kasıntı mı,  bildiğin her şeyi göze sokma duygusu mu nedir o bilmem ama samimiyetten uzak bir şey olduğu kesin. Kitabında dediği gibi:

'İnsan, kendi samiyetinin altını çizmeye kalkıştı mı, ister istemez üstünü de çiziyor. Samimiyet, mahremiyetle mukayyet olsa gerek'

Ben de kitaptan alıntının alıntısını yaparak huzurlarınızdan çekiliyorum.Son söz her şeye rağmen Müntekim Gıcırbey'in Şebnem Şibumi'ye yazdığı mektuplar güzeldi be. Hele ki mektupların bitiş cümleleri;

 'Dişlerini, çillerini tek tek öpüyorum''

'Öpüyorum gözkapaklarını, diz kapaklarını, kalp kapakçıklarını'

' Öpüyorum gülüşünün bütün kıyılarını' *

'Evlenmek erkeğin intiharıdır'

'Mutlu evliliğin sırrı henüz bir sırdır'

' Aşk çiçeğinin gübresi paradır'

'Özgürlük hala riskli bir ayrıcalık'

' Bir insanı anlamak istiyorsanız, öncelikle insanlar hakkında bildiğiniz her şeyi ama her şeyi unutacaksınız'  Carl Gustav Jung

'Deli dostunu bulamayan kimsedir. Yalnızlık deliliğin hammadesidir. Bir muhatap bulunca deliliğin çemberinden çıkarız'

'Birbirimizi oyalamak kibarlığın yegane yolu oldu'

'Deliler kendilerine acı veren şeye teslim olmuşlardır' Fernando Pessoa (Huzursuzluğun Kitabı)* 

'İntiharı hariç tutarsak, hayatta en ciddi karar çocuk sahibi olmaktır' Thomas Szasz (Vahşi Lisan) *

'Aşktan, zincirlerden ve çözemeyeceğimiz diğer şeylerden bahsetmeyelim artık' Leonard Cohen

'Hayat yalnızca ölülerin cevaplayabileceği bilmecelerle doludur' Don Vito Cascio Ferro

' Bilmek iyidir baba lakin sevmek kadar değil'*

 

10 Aralık 2009 Perşembe

Gelen Benim









"ben memleketi kurtarmaya gidiyorum
sen akşama cinnet pişir."*




Ben eve dönerken yağmur yağmaya başlasa hiç durmasa.Eve gitsem Sıdıka ile battaniyenin altına kıvrılsak fonda Gelen Benim çalsa. Ben yeni başladığım Sahilde Kafka’yı okusam. Zaman geçse, geceye teslim olsak. Yağmur devam etse hiç dinmese. Sabah olsa diğer tüm sabahlardan daha umutlu uyansak. Fotoğraftaki çocuklar gülümsese.






pınarından özgürlüğün al bir yudum,
çek bir soluk rüzgârından sevdamızın.
seni benden ne bu kapı, ne bu duvar ayıracak,
seni bu kara kara gelen ölüm.
…………


ben geldim mi kalkacak sabahları bütün çocuklar karınları aç;
uyuyacak geceleri bütün çocuklar karınları tok,
ben geldim mi.



*Şiir Küçük İskender. 
**Fotoğrafı Zeyrek'te çekmiştim. 
***Ek bir bilgi: İzlemek isteyenler için bu akşam TRT 1'de Mommo Kız Kardeşim var.


9 Aralık 2009 Çarşamba

Up



Bir defterimiz olsa gitmek görmek istediğimiz yerleri, yapmak istediklerimizi yazsak yaşadığımız sürece yazılanların ne kadarını gerçekleştiririz. Hepsini gerçekleştirip yeni ülkeler yeni hayaller mi ekleriz, yoksa o hayaller defter sayfasında sadece birer satır olarak mı kalır. 




Up (Yukarıya Bak) bunlardan dem vuran bir film. Biraz geç kalmışlıkla eksiklikle de olsa hayallerin gerçeğe dönüşmesinin güzelliğini anlatıyor. Tatlı-huysuz ihtiyar  Carl Fredricksen’in yıllarca ertelediği hayalini -birazda eşi adına- gerçekleştirmek için Cennet Şelaleleri’ne yolculuğunu ve bu yolculukta yaşanan maceraları anlatıyor

Konuşan köpekler,uçan ev,sevimli köpek Dug hele Russel diye bir  karakter var ki küçük, tombiş, çok güzel bir kalbi olan, sevimli  bir çocuk. Russell’in  Kevin ismini verdiği kuşu kurtarmak için çırpınışı onunla diyalogu göz yaşartacak kadar güzeldi.


Geçen hafta Motosiklet Günlüğü’nü -geç kalmış olsamda- izleyince zaten alıp başımı gitme moduna girmiştim. Dün bu filmi de izleyince hepten kaçasım geldi. Neyse bir gün, daha fazla ertelemeden, çok geç kalmadan gideceğiz gitmek istediğimiz o güzel yerlere. Türkiye’de görmeyi istediğim az yer kaldı sanırım. Ama yurtdışı için Hindistan, İspanya, Suriye listemin ilk üçünü oluşturuyor. Bakalım hayat neler getirir ne gösterir.


Test sonuçları beni bir hayli üzmüştü Internette okuduklarım, sevgili blog arkadaşlarımın tecrübeleri ile biraz sakinleştim. Bugün yeni bir doktora gittim. Diğer doktorum ne kadar temkinli ve Sıdıka’nın gitmesi konusunda netse yeni doktor da bir o kadar rahattı. Hatta sanki fazla rahattı. Hiçbir şeycik olmaz yeni bir teste gerek yok. Ev kedisinden bir şey geçmez dedi. İkisinin söyledikleri iki uçta olunca biraz kararsız kalsam da şu an için Sıdıka nın gitmesi yönünde bir karar vermeyeceğim. Ama bir sonraki muayeneler için hangi doktora devam etmeliyim o konu da kararsızım.Böyle işte.

7 Aralık 2009 Pazartesi

Bana biraz umut ver



Tokat'ın Reşadiye ilçesi Sazak Köyü yakınlarında teröristler, devriye görevi yapan jandarma ekiplerine pusu kurdu. Teröristlerin ateş açması sonucu şehit olan askerlerin sayısı 7'ye yükseldi, 3 asker ise yaralandı.

Sağlık Bakanlığı, domuz gribinden son 4 günde 55 kişinin daha öldüğünü, hayatını kaybedenlerin sayısının 296'ya yükseldiğini açıkladı.


İstanbul Küçükçekmece'de İEET  otobüsüne molotofkokteyli atılması yüzünden yanarak ağır yaralanan Serap Eser, hayatını kaybetti. Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık ve Kronik Yara Tedavi Merkezi yoğun bakım servisinde tedavisi süren 17 yaşındaki Serap Eser'in sabah saatlerinde hayatını kaybettiği bildirildi

DTP'nin İmralı'da ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çarptırılan bölücübaşı Abdullah Öcalan'ın cezaevi koşullarını protesto amacıyla bugün Diyarbakır'da düzenlediği gösteride olaylar çıktı, Polisin müdahale ettiği olaylarda arbede yaşandı. Diyarbakır'daki olaylarda kurşunla yaralanan 23 yaşındaki üniversite öğrencisi Aydın Erdem yaşamını yitirdi

Bugünün gazete başlıkları bunlar. Bu haberlerin sıkıntısıyla içim daralırken doktorum aradı. Cuma günü yapılan Toksoplazma testinin sonucunu söyledi. Sonuç negatif ve bir değerim yüksek. Sıdıka’dan enfeksiyon kapmış olabilirim. Düşük riskini ölçmek için birkaç hafta sonra yeniden test yapılacak. Doktorun söylediğine göre hemen bugün Sıdıka evden gitmeli  ve ben  artık kedilere dokunmamalıyım….Her sabah öpücükleriyle uyandığım her akşam beni kapıda karşılayan sevgi kumkumam artık olmayacak mı? Kim bakacak ona. Bakan bulsam bile napcak bensiz. Ben onsuz napcam. Bebeğe de enfeksiyon bulaştıysa ne olacak.Başka bir doktora daha danışmalı mıyım. Sorular çok cevapları yok. Ağlamaktan kendimi toparlarsam mantıklı düşünmeye çalışacağım. Nasıl olacak tüm bunlar bilmiyorum….

5 Aralık 2009 Cumartesi

Zeki Demirkubuz Haftası



Aralık ayında Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezinde Zeki Demirkubuz filmleri gösterilecek. İtiraf, Bekleme Odası, Kader ve Masumiyet. İzlemeyenler ve yeniden izlemek isteyenler için son çağrı. Peren İtiraf için bir fırsat bize.


http://www.kultursanat.org/bulten/12.2009/

Aile öldürür, yaşam da!






Sabah gazeteleri karıştırırken Radikal Kitap'ta gördüm çokta merak ettim. Aile nedir sorusunu sorduran bir kitaba benziyor. Nedir aile; liman,sığınak,kuyu,çukur,dost,düşman....Aşağıdaki yazı Radikal'den. Üşeniyorum ve link vermiyorum. Güneşli bir Cumartesi var dışarıda. Bırakın kitabı linki havanın tadını çıkarın.

'Kimseye, kendine bile tüm hayatını anlatmamalı insan. Çünkü bu kötülüğü hiç kimse hak etmiyor' dedirtiyor Yalçın Tosun karakterlerinden birine. 'Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler'de yer alan öyküler, kitabın isminin ağırlığını taşıyor ve bunun hakkını fazlasıyla veriyor. Yazarın yarattığı karakterler kimi zaman ailelerinin 'güvensiz' tarafıyla tanışıyor, kimi zamansa çocukluklarının delici zamanlarıyla yüzleşiyorlar


Bir çukur gibi... Yok yok, ‘gibi’ değil çukurun ta kendisi. Artık eminim, bu kitabı okuduktan sonra ‘aile’ için çukur benzetmesini yapabilirim. Hayatın hoyratlıklarından kaçıp saklanılabilecek güvenli bir çukur... Ya da tam tersi, tekinsiz anlarla tanışılan karanlık mı karanlık bir çukur... Bir çocuğun ailesini seçme şansı olmadığına göre, güvenli bir çukura mı yoksa karanlık bir çukura mı düştüğünü bilmesi imkânsız... Bilmek için çaresiz tecrübe edecek. Gerçek babalarını bilmeyen çocuklar, kocalarını aldatan kadınlar, yeğenlerine tecavüz eden enişteler, babalarını öldüren erkek çocuklar çıkacak ortaya, eğer düştükleri karanlık bir çukursa. Bir gün o çukurdan çıkmayı başaracaklar belki ama orada yaşadıkları, her adımlarına sirayet edecek. Hepsi kendi öyküsünün ‘huzursuz’ kişisi olacak. Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler olacak hayatlarında. Tıpkı Yalçın Tosun’un öykülerindeki karakterler gibi. Tosun, kitabında ailesinin ya da yaşamın karanlık çukuruna düşenlerin öykülerini anlatıyor.

“Ah ne kadar benzerdik yalnızlığa”

Unutulduk Bak Sevgilim. Yıldırım Türker

Saliha

Bağırıyormuş annem mutfaktan, duymuyorum. Neden uyuyup da uyanamıyorum? Her sabah aynı şey, kalkamıyorum kolay kolay. Sanki kemiklerimden çıkan, görünmeyen sarmaşıklarla bağlanmışım yattığım divanın demirden ayaklarına. İstesem de kalkamıyor, buz gibi soğuyorum. Bu şehrin sabahlarına uyanmak istemiyorum.

Birkaç zamandır rüyalarımda beni ziyaret eden küçük kızın önünden ayrılmadığı mavi pencere ile üstünden çıkarmadığı o gülkurusu hırkanın yarattığı uyuma takılıyorum. Sanki beni rahatlatan tek şey bu. Delirmemek için bulduğum ve o en korkunç anda sığındığım sakin yer bu iki rengin tam ortası. Kızın kocaman gözleri üstüme dikilmiş, ama meraktan değil, bu görülüyor. Haksızlığa uğramış da acısını benden çıkarmak istermiş ya da beni benden iyi tanırmış gibi bakıyor. Yüzünde anlamını çözemediğim bir ifade ve tanıdık gelen bir şeyler var. Hiç ağlamamış mı bu çocuk? Hiç koyuvermemiş mi kendini? O boyaları soyulmaya başlamış mavi pencerenin önünde durarak ve gözlerin üstüme dikerek kötü kötü bakmak dışında hiçbir şey yapmıyor. Her gece gelip sabaha kadar benimle kalıyor. Arada başını öne eğiyor ama anlıyorsunuz ki kötücül bir duruş bu, korku veriyor.

Birden bir tüfek geceyi delen bir çığlık misali içimde patlıyor, kız yerle yeksan. Yatağımdan yüreğim ağzımda zıplıyorum.

Birazdan kalkıp bankaya gideceğim yarım gün çalışma zımbırtısı çıkardılar başımıza. Normalde cumartesileri hiç kalkmam yataktan. Çocukluğumun en mutlu günlerini köyün o en uzun, böcek sesleriyle dolu serini güzel gecelerini hatırlamaya çalışırım. Sisler arasında bazı yüzler belirir sonra. Bazı adlar yankılanır, ıhlamur kokularını titreterek yayılır yeşilliğe: Sinan, Cevher. Çocukluğumu paylaştıklarımın yanında olmak isterim. Bir zamanlar olduğum kişi olmak...

Sonra birden yine küçük kız düşer aklıma. Bir yerlerden tanıdık gelen tedirgin edici iri gözlerini, korkular zaman geride kaldığında bıraktığı buruk tadı, kendimi ve bana çok uzakmış gibi gelen geçmişi düşünür oyalanırım... Kitaptan



ANNE, BABA VE DİĞER ÖLÜMCÜL ŞEYLER
Yalçın Tosun
Yapı Kredi Yayınları/2009
88 sayfa
7 TL.

1 Aralık 2009 Salı

Gidenlerin Ardından



Şarkı bitti
Üzgünüm çokca üzgün....


Hafızam beni yanıltmıyorsa 2005 yılıydı. Tarık Zafer kültür merkezinde bir söyleşin olacaktı.Ben daha gençtim daha heyecanlıydım. Filmini çok beğendiğin birini yakından görme telaşı ve korkusu ile yürüdüm İstiklal'i. Belki de o söylemlerin, o sıcak filmin aksine burnu havada bir adam bulacaktım karşımda. Gençlerin doldurduğu bir salona tam da zamanında giriverdin. Öyle sıcak öyle samimiydinki. Sanki hep tanıdığımız bildiğimiz biri. Hayallerinden bahsettin. Biz dinledik seni. Salondan çıkarken belki herkesinde aklında hayır hayallerimi ertemeleyeceğim. İmkansızlık bahanesinin arkasına saklanmayacağım düşüncesi vardı. Kaç kişi sadık kaldı hayallerine. Ben kalamadım. Ama yine de o konuşmanı o içtenliğini asla unutmadım. Gittiğin yerler güzel olsun. Dualarımla...