Neyse gelelim benim filmlere;
O da beni Seviyor’la başladım. Amanın dedim, ne güzel filmiş niye sinema da izlememişim. Nasıl gözümden kaçırmışım. Filmi izlerken gidip hemen oracıkta o köy evinde o dedikoduların, günlük koşuşturmacaların, yemek kokularının, huysuz ama tatlı büyükannelerin arasında yaşamak istedim. Oyunculuk seçimleri süperdi Lale Mansur’u da severim ama sanki ondan köylü kadını olmazmış gibi geliyor. Filmde birde Alevi-Sünni ilişkilerine çok derinlemesine inmese de değinilmiş. Bir de filmin müzikleri var ki şahaneydi.

Böyle keyifli bir filmden sonra hadi bakalım dedim ve Hoşçakal Yarın’a başladım. Vizyonda iken izlemeyi çok istemiş fakat bir türlü gidemedim diye hayıflanıp durmuştum. Gitsem fevkalade üzülürmüşüm. İyi ki gitmemişim. Filmin bende bıraktığı iz şudur; Birkaç kişi bir araya gelip demişler ki; Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idama giden süreçlerini nasıl en kötü anlatırız,hiç alakasız oyuncuları nasıl bulur Deniz Gezmiş ve Hüseyin İnan gencecik insanlar iken 40 ını devirmiş olan Berhan Şimşek ve Mazlum Çimen’ e bu rolleri veririz de bu filmi daha da kötü bir hale getiririz.Ya tamam verilen bir emek,ayrılan bir bütçe var,bugüne kadar kimse bu süreçle ilgili film yapmadı atılan bir adım var ama bu kadar korkunç olamazdı. Berhan Şimşek’i zaten sevmezdim çok severek dinlediğim Mazlum Çimen’i de bir süre dinlemem gibi geliyor. Hayattan soğuttu film beni ya.

Sonrasında Türk filmlerine ara verip Fransız sinemasına uzanıverdim. I’ve loved you so long. Hapisten çıkan bir abla, onu hayatın için dahil etmek için -ne gerek varsa- çırpınan akademisyen bir kardeş. Sürekli kitap okuyan büyükbaba. Her şeye maydanoz olan Vietnamlı bir evlat. Henüz her şeye maydanoz olacak kadar büyümemiş bir evlat daha. O da Vietnam’dan. Paranoyak güvensiz bir koca. Bilmiyorum belki de haklıydı kaygılarında. Böyle bir aile ortamı. Sürekli koşturan okuyan h.sonları diğer akademik arkadaşlarla buluşup kitaplar üzerine konuşan bir aile. Bu ailenin içinde hapisten yeni çıkan yabanıl teyze. Teyzenin sırrının ortaya çıkması ile sonlanan film.Fransızca konuşsunlarda oyunculukmuş senaryoymuş görmem diyen ben. –Hoşçakal Yarın için böyle demiyordun ama-

Sonra kardeşin çok uzun zaman önce izle diye verdiği izlemedim diye sitem ettiği Closer’i izledim. Gereksiz bir dürüstlük ve gerçeklikle anlatılan aldatma ve aldatılma üzerineydi film. İnsanın aşka olan inancını filan silip süpürüverir. Tabii Aşk mıydı onların yaşadığı orası da gayet şaibeli. Modern zaman insanın yalnızlığı o yalnızlık içerisinde gördüğü en ufak sevgi kıpırtısını aşk sanması sonra da başka bir yerde başka bir kıpırtı görünce koştura koştura ona gitmesi. Sadakatmiş anılarmış hepsi hikâye. Biraz sert gelse de sevdik kendisini.

Araya iki tane kim bilir kaçıncıya izlenen Hayao Miyazaki filmi girdi. Küçük Cadı Kiki ve Gökteki Kale. Miyazaki üzerine söz söylemek ne haddimize. Biz onun filmlerini izler izler yahu nasıl bir şeydir bu,nasıl bir hayal gücüdür diye şaşırır kıyımızda köşemizde amca olsun dayı olsun böyle bir yüce varlık yok diye hayıflanır dururuz.


H.sonu Yumurta ve Süt ikilemesi yaptık.Yusuf üçlemesinin ilk iki filmi. Semih Kaplanoğlu'nu ilk Meleğin Düşüşü ile tanımıştım. Oradaki suskunluğu aratmadı Yumurta ve Süt. Yalnız Süt'ten sonra filmden çok Semih Kaplanoğlu konuşuldu. İşte eski Marksist kimliği ve şimdiki arayışları vs. Herkesin kendi tercihi kendi yolu. Ben her ikisini de pek sevdim. Bal'ı beklemekteyim. Tabii bir de değinmeden geçmek olmaz. Süt'teki Melih Selçuk bugüne kadar nerelerdeymiş.


Son olarak dün akşam yok izlemeyeceğim güzel değildir ay yoksa izlesem mi derken Mutluluk bitiverdi. Nasıl mutluluksa. Tüm zamanlarda severek dinlediğimiz Livaneli müzikleri dışında pek konuşulası bir film değil. –Zülfü Livaneli Özgürlük şarkısını reklam müziği yapılsın diye vermiş verince de çok topa tutulmuş. Cep telefonu ile gelen özgürlük nasıl bir trajedidir Ulu Tanrım.

Aaa bak unutuyorum dedim unuttum bile. Dün gece Mutluluk hazımsızlık yapınca üzerine birde Gökten Üç Elma Düştü izlendi. Bennu Yıldırım’ları Süper Baba’dan beri sever sayarız. Oradaki asi kız Elif’in Yaprak Dökümünde sabır taşı Fikret hali baygınlık geçirtse de oyunculuğu güzeldir. Ama kızıl saç mı ona gitmemiş diyaloglar mı yavan kalmış. Bir türlü sarmadı film. İsmail Hacıoğlu’na her zaman mesafeliyimdir zaten. Yani çok öyle sinema tadında değildi.

Of bu kadar sinema muhabbetinden sonra canım sinema çekti. Bir şey kalmadı Filmekimine. Hadi bakalım güzel günler bizi bekler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder