21 Aralık 2009 Pazartesi

3 Film 2 Kitap


Esasen popüler olan her şeye karşı son derece mesafeli bir insanım. O yüzden çok tutulan dizilerin en çok ilgiyi toplayan  oyuncuları ile yapılan filmlere de mesafeli olmayı tercih ederdim. Fakat birine hadi kafa dağıtalım diye gittik diğerine de kardeş seçimi ile gidince Neşeli Hayat ve Vavien'i izlemiş olduk. Avrupa Yakası ve Çok Güzel Hareketler Bunlar'ı  izlemişliğim yoktur. Fakat Pazar günleri anneme uğradıysak küçük kardeşimin kahkalar eşliğinde izlediği Çok Güzel Hareketler Bunlar şeysine gıcık olmaktaydım. Çünkü beni hiç ama hiç güldürmüyordu.




Neyse sondan başa gidelim Vavien'den başlayalım. Vavien elektrik ile ilgili bir terim. Filmde ne olduğunu öğreniyorsunuz. Küçük şehirdeki insanların mutsuzlukları etrafında gelişen olayları anlatıyor film. Kocasını çok seven, iyi dolma saran, leziz kıymalı pideler yapan Sevilay, 20 yıllık evliliğinin sonunda her sabah Sevilay'ın yanında uyanmaktan mutsuz olan, gönlünü Sibel'e kaptırmış, Sevilay'dan kurtulmanın planlarını yapan, gayet kötü denecek bir koca Celal. Bu mutsuz karı kocanın tipik bir ergen olan oğulları. Bir de abi ve vekil var. Abi Neşet Ertaş ile karşılıklı saz çalıp rakısını yudumlamaktan keyif alan yalnız bir adam. Vekilin tek derdi ise Sevilay'ın sarmaları. Oyunculuklar çok başarılıydı. Hele Binnur Kaya benim gözümde aşmış bir kadın. Oradaki o zavallı, tek dileği kocasının onu yeniden sevmesi olan, babasına karşı kocasını küçük düşürmeyen, kocasının tüm entrikalarını görmeyen ya da kabullenen sinik kadın rolünde gayet başarılıydı.Filmin mutlu sonunun para ile gelmesi manidardı. Celal tüm mendeburluklarından sonra parayı bulunca nasıl öyle değişiverdi.






Neşeli Hayat büyük şehrin insanlarının mutsuzluklarını anlatıyordu. Günde 40 TL kazanmak için sabahın köründe yollara düşüp o gün payına ne düşerse-terlik ya da noel Baba- o olan Rıza, dikiş diken yemek yapan ve çocuk sahibi olmak için tüm umudunu  bir kaşık bala bağlamış Ayla,  bencil, kendi istekleri dışında hiçbir şey düşünmeyen sevdiği kızı almakla kafayı bozmuş, tam dayaklık olan Ayla'nın erkek kardeşi Lokman,Lokman'ın sevdiği kızın ilginç ailesi, mutluluk zincirinin hormonlu mutluluk aşısı yapılmış elemanları,kahve ahalisi. Yılmaz Erdoğan'ın diğer filmlerinden çok daha farklı, aynı tadı vermeyen ama anlatmak istediğini iyi anlatan bir film olmuş Yılmaz Erdoğan ve Ayla rolündeki Büşra Pekin süperdi. Birde mekanlar çok iyiydi. Halk otobüslerine yetişme telaşesi, varoş bir evin içinde olması gereken tüm detaylar çok başarılıydı.Bu filmin finali de para ile gelen saadete bağlandı gibi geldi bana.




Ponyo yine bizi güzel dünyalara götüren bir Miyazaki filmi. Bu sefer bolca denizin altını görüyoruz. Bir tarafta insanların kötü olduğuna karar verip insan olmaktan vazgeçmiş bir baba, fantastik bir anne, ve onların çocukları Ponyo. Diğer tarafta denizci bir baba,çok çılgın bir anne-deli gibi araba kullanıyor-  saf temiz ve sevgi dolu Sosuke. Huzurevinde zaman öldüren bir grup yaşlı teyze.Önce tek başıma izledim sonra kuzu ile izledim.Kuzunun yorumu; 'güzel ama diğerleri kadar başarılı değil yani biraz çocuk filmi gibi' Ama ben Miyazaki ne yapsa peşinen beğenme niyetindeyim.




Bu ay ne kitap okuyacağımıza karar verme sırası bendeydi. Ben biraz kolaycılığa kaçarak yeni başladığım kitabı tavsiye ettim kızlara. Sartre'nin Duvar'ını okuyacağız. Dün gece itibariyle de bir haftadır elimde şekilde şekile giren Sahilde Kafka bitti. İlk kez Haruki Murakami okudum. Peren İmkansızın Şarkısını bitirmişti. Onu da merak ediyorum ama şu sıra Murakami'ye ara vereceğim. Kitap bir hayli ilginçti. Metafordan metafora sürüklüyor okuyucuyu. Oedipus Kompleksi,Hansel ve Gretel'i anmalar,kaderden kaçışın pekte mümkün olmadığı,ilginç karakterle dolu bir kitap. Altını çizdiğim bir kaç satır;

'İnsan kendisinin eksik bir parçasını bulmak umuduyla aşık olur'

'İnsanın yaşamı hangi şekle girerse girsin, solucandan bir adım öteye geçmez'

'Senin dışında olan bir şey içinde olan bir şeyin yansıması; senin içinde olan bir şey dışında olan bir şeyin yansımasıdır. İşte o yüzden de, kendi dışında bir labirente adım atmak yoluyla, kendi içindeki labirente de adım atmış olursun. Bu da, çoğu durumda bir hayli tehlikelidir'

'Anılar, insanın vücudunu içten içe ısıtan şeylerdir. Fakat aynı zamanda insanın içini lime lime de edebilirler'

Benden bu kadar blog. 

2 yorum:

  1. Miyazaki ve Murakami sevmekten bıkmayacaklarım arasındadır her daim.
    Israrla Zemberek Kuşunun Güncesini okuyun derim ben :)

    YanıtlaSil
  2. Ruhdağı;

    Miyazaki'den bıkmak ne mümkün. Murakami'de bağımlılık yapacak bünyede. Ara vereceğim diyordum ama senin tavsiyeni listeye aldım bile.

    Sevgiler.

    YanıtlaSil