Bu haftanın ilk iş gününden son iş gününe kadar her gün bir şey öğrenerek geçti. Aslında bildiklerimizi unutmuşuz bir ara onları hatırladık teker teker.
Bu ülkede kadın olarak karakola işiniz düşerse söz konusu olan da bir erkekten şikâyetçi olmanızsa o erkek size fiziksel bir zarar vermediği, hatta sizi öldürmediği sürece haklı olamayacağınızı.
Siz derdinizi anlatmaya çalışsanız da karşı tarafın-polis- gözünde hep, sen kuyruğunu sallamışsındır bakışı.
Ülke polisinin henüz erkek arkadaş/sevgili kavramlarının ayrımını bilmemesi.
Erkek arkadaşsa sevgilidir işte yoksa kadının erkek arkadaşı mı olur zihniyeti.
Oysa hangi ara unuttum ki bu ülkede tecavüze uğrayan bir kadının elbisesi mini ise mağdur durumundaki kadın tahrik etmekle suçlanmıyor muydu. Tecavüz edene; adam haklı baksana kadına nasıl giyinmiş edasıyla sahip çıkılmıyor mu? İşte bunları unutmuşuz.
Ejder Kapanı’nı izlerken tüm polislerin aksanlı konuşmasına takılmıştım. Pazartesi günü muhatap olduğumuz her polis gencinden yaşlısına aksanlı konuşuyordu.
Karakollarda değişen tek şey boya rengi olmuş.Evet, karakollar daha ferah daha modern ama hala pc başında fotomaç okuyan pc kullanmayı bilmeyen ve hala kocasından dayak yiyen kadını kocası ile barıştırıp eve göndermeye çalışan, şikayetçi olduğunuz erkek hakkında verdiğiniz şikâyet dilekçesini geri almanız için sizden 3 kez talepte bulunan polislerle dolu.
Haftanın ortasına doğru insanın en büyük kazığı en yakınındakilerden yiyebileceğini hatırladık. İnsanların sahip oldukları ile mutlu olmayı bilmediklerini ve başkasının mutsuzluklarından nasılda beslendiklerini hatırladık. Hatırladıkça canımız yandı. Tüm bu olanlara bir anlam veremedik. Karşındaki mutsuzken sen nasıl mutlu olursun. Bu sorunun cevabını çok aradık bulamadık. Bu hafta canım çekip gitmek istedi bu şehirden, bu ülkeden, bu dünyadan. Küçük Prense komşu olmayı bile düşündüm. Ama kuzu,kızlar derken çok küçük geldi oralar. Burası da çok büyük her defasında kaybolmaktan bıktım.
Haftanın sonuna doğru hamile olan bir arkadaşımın bir takım kirli oyunlarla tazminatsız ve maaşı verilmeden 7 yıldır çalıştığı işyerinden çıkarıldığını öğrendim. Telefonun ucundaki ses ağlarken ben teselli edecek cümle bulamadım. Sustum kaldım.Kurumsal bir firmada olmadığınız sürece işvereninize hamilelik sonrası çalışmaya devam edeceğinizi her türlü beyan etseniz de yerinize eleman almakta hiç gecikmiyorlar.
Dün akşam kötü gününde yanında olduğumuz, her türlü fırsatta görüştüğümüz kuzenimizin bir kıskançlık krizi ile düşen maskesinin ardındakileri gördük. Aslında maskenin varlığından haberdar olsanız da iyi düşünmeye çalışırsınız, düzeltmeye toparlamaya çalışırsınız ama sizin onca çabanızın bir boka yaramadığını insanların kötü olma konusunda istikrarlı oluşlarını görünce hayattan korkarsınız.
İnsanlar çok yordu beni bu hafta.Kendimi Sylvia'nın Sırça Fanusu’na kapatmak istedim. Gözlerim kimseyi görmesin, kulaklarım insana ait bir ses duymasın istedim. Öyle korktum insanlardan. Onların hırs dolu tatminsiz dünyalarından.
Güzel şeyler olmadı mı oldu. Çat kapı çalan kapının ardında amcam vardı. En son 1 yıl önce gördüğümüz uzaklarda öğretmen olan amcam birkaç gün de olsa yakınımızda oldu. O anlattı biz dinledik. Amcamın geçen yıla kadar çalıştığı doğu okullarında kız çocukları okula gönderilmezken son bir yıldır görevine devam ettiği Karadenizin gelişmiş ve modern denecek bir şehrinde de kızlar yine okula gönderilmiyordu. Değişen sadece gerekçeler oluyordu. Sonuç değişmiyordu. Ama amcam bu konuda kocaman büyük adımlar atmış,atmaya da devam ediyor.
Kızlar hastalar. Sonya’nın ishali geçsin diye beklerken Sıdıka’da artık ishal. Sanırım kapışma anlarının birinde Sonya Sıdıka’nın gözüne pati atmış. Sıdıka’nın sol gözü yarım bakıyor. Doktor mikrobik bir şey yok muhtemelen bir pati darbesi dedi. 15 gün boyunca damla kullanılacak. Hem de günde 5 kez damlatılacak ve 15 gün boyunca kafasında o huniye benzeyen garip şeyle dolaşacak. Nasıl huzursuz ve mutsuz 2 gündür. Hele geceleri kendi de uyumuyor beni de uyutmuyor.
Neyse blog cumadan cumaya yazmaya başlayıp burayı hepten ağlama duvarına çevirmeyeyim. Akşama kızlarla Duvar’ı konuşacağız. Görüşmek için plan yaptığımız 3. hafta. Akşama kadar bir aksilik çıkmamasını umud ediyorum.
Bugünün şarkısı da bu olsun.
Fotoğraf Bursa/Karacabey.
kendim yaşamışım gibi hissettim nedense yazıyı okunca, o kadar daraldı içim. "gitmeli mi" diyorum ben de sık sık kendime. sonra yalnızlık cazip gelmiyor. ama sonra sadece istediğim insanlarla yaşadığım bir yer hayal ediyorum, kısa süreliğine de olsa iyi hissettiriyor...
YanıtlaSilHeidi'cim, çok zorlamış hayat ve gerçekler seni bu hafta...okurken ben de sıkıldım; hepsi biraraya mı toplanır! Ama işte, kuzu var, kızlar var, karnındaki bebiş var...bak işte o güzel şarkı ve onun gibi niceleri var...insan gidemiyor ki....
YanıtlaSilSonya'yla Sıdıka aynı anda pek bi fena olmuş, o huni meselesini sorma, kısırlaştırdığımızda bizimkileri ilk 3 gün, alışana kadar onlar resmen evdeki düzenimiz değişmişti..özellikle Şeker inaılmaz huzursuzdu, çırpınmalar, bağırmalar...çabucak iyileşsin tontikler..iyi haberlerini ver...
Haftanın tam aksine bulutların üstünde uçtuğun bir hafta sonu olsun..yazmayınca sen, özlüyorum satırlarını, seni:) sevgilerimle....