Teoman dinleyip çayımı yudumluyorum. Geçen sene bugün yine Teoman dinliyormuşum. Sonbaharı seviyorum en çokta Eylül'ü.
Gözüm sürekli saatte Mahir uyandı uyanacak diye. Bu gece evin içinde sürekli yürüdük. Esasen her gece böyle bir törenimiz var ama bu gece kuzu çok uykusuz kalıp uyuyunca tüm nöbet bendeydi. 10 adımlık koridorumuzda gece 3'ten sabah 7,30 a kadar Mahir kucağımda yürüdük durduk. Ben sürekli bir şeyler söylüyorum. Önce ninni tadında başlayıp sonra saçmalamaya dönen melodiler. Söylemeyi bırakırsam ve yürüme tempom düşerse başlıyor ağlamaya. Bir yanımda Sıdıka ve Sonya. Ne onlar pes etti bize eşlik etmekten ne de Mahir sürekli mız mızlanmaktan. 7,30 da kapanan gözler pıt diye 8'de açılıverdi. Ben isyanlarda. Sonra annemlere geldik. Kuzu işe yollandı. Annem saç kurutma makinası ile uyutmayı denedi.-Bkz: Kolik bebeği uyutma yöntemleri- Olmadı tekrar tempolu yürüyüş. Komik hallerimiz. Geçen gece mesela dışarı çıktık sırf Mahir uyusun diye. Arabaya binince sakinleşiyor. Sabaha karşı Eminönü-Balat Turu yaptık. Eve gelince hemen uyanıyor ama olsun. Param olursa karavan alacağım.
Dün kardeşin kayıt işi vardı. O artık üniversiteli. İnsanın ilkokuldan bu yana istediği bir bölümü okuyacak olması güzel bir şey olsa gerek. Sabah gittik kayıt için. Mahir ağlama krizine girince baktık sıra da uzun döndük eve. Akşamüstü tekrar gittik bu sefer Mahir'siz. Ne yalan söyleyeyim aklım ne kadar onda kalsa da hızlı araba sürmeyi arabada son ses müzik dinlemeyi özlemişim terapi gibi geldi.
Ben daha iyi oldum galiba. Kontrole gittiğimizde doktor ilacımı değiştirip dozajı arttırdı yarın yine kontrole gitmem gerek ama nasılsa iyi oldum deyip savsaklarım muhtemelen.
Sabah ablamla konuştum. Sümela Manastırındayız dedi. Yaşasın dedim insanın hem 3 çocuğu olup hem gezebiliyor. -Tamam abartıyorum ama sanki Mahir hiç büyümeyecek ve ağlaması hiç geçmeyecek gibi geliyor bazen- Oysa haksızlık ediyorum oğluma. Geçen hafta annesiyle Taksim'e gitti referandum propagandalarının kirliliğine rağmen hiç sesi çıkmadan uyudu.
Geçen hafta annemlerde kalırken TRT 1 de Yeditepe İstanbul'u izlemeye başladım. Eski ve tekrarı çok verilen bir dizi ama ben hiç izlememiştim. İzledikçe fena sardırdım. Netten eski bölümlerini izliyorum fırsat buldukça. Nasıl güzelmiş yaa. Gidip o eski konakta yaşamak Havva Ana'ya komşu olmak komşularla çay kahve içmek istedim. Birde çok şiirsel bir dizi. İzlerken denk gelirse kağıt kalem, not alıyorum.
Mahir uyandı bana müsade. Sizlere iyi sonbaharlar. Hüzünlü şarkılar dinleyip siyah-beyaz fotoğraflar çekmeyi ihmal etmeyiniz.
ilk bebegim dogdugunda , mesela disari cikmissak ve eve yorgun donmussek , anne olmadan once yaptigim gibi eve girip gerine gerine uzanip yatmayi nasil ozlerdim anlatamam . hatta bazen " noolurr bu bir ruya olsun , uyaninca ben yine eski " bebeksiz " ben olayim " derdim . bir yandanda boyle dusundugum icin vicdan azabi cekerdim . hic oyle anne oldum lay lay lom havalarina burunemedim . ve hatta bu olayi sadece kendime mahsus gibi dusundugumden , kimseye anlatamadim .
YanıtlaSilsimdi 3 cocuk annesiyim :) bnca seyi cekmis bir kadin nasil olurda 2 dogum daha yapabilir degil mi :p annelikboyle bir delilik galiba .. yada gonllu kolelik..
senin yazinla 8 yil oncesine dondum..
Annelik kesinlikle delilik. Ama benim de bunca şikayetime mızmızlanmama rağmen Mahir'e kardeş düşüncesi aklımdan çıkmış değil. O halde yaşasın delilik.
YanıtlaSilSevgiler.