18 Kasım 2011 Cuma
Ne var ne yok
sen gittin ve herkes ölmeye başladı
yalnızlıktan kudurmuş bir çocuğun arabaların kaportasını anahtarla çizmesi gibi ruhumun kemirilişi de hep sinsiceydi. buna rağmen ansızın berraklaştığı oluyor bulanık günlerin hâlâ soğuk biralar oluyor güzel kızlar oluyor. yağmurdan sonra saçlarını havluyla kurulaman gibi olmuyor tabii o kalibrede sevda görmedim. öptüm ama içime çekmedim.
sen gittin ve herkes ölmeye başladı
şimdi dilediğim sayfadan başlayabileceğim bir kitap öner bana. başsız sonsuz ve ortasız bir hikâye öner. bir üstat öner dergi kurmuş olmasın. ne çok utandık mazideki yaralardan her adımda ele geçirilme korkusundan. ismet özel mi metin altıok mu yoksa hiç mi ortak arkadaşımız kalmadı.
sen gittin ve herkes ölmeye başladı-Emrah Serbes-
Hepinizin ağzında aynı yalan. Biz büyüdük ve kirlendi dünya diyorsunuz. Dünyayı da en çok siz kirletiyorsunuz. Siz büyürken sahip çıksaydınız sahip olduklarınıza böyle olmayacaktı hiçbir şey. Belki tüm filmler mutlu sonla bitecekti.
Değişenler hep değişmeyenleri suçlarlar. Sen de onlardan birisindir ve öyle olduğunu bilmeden hep bizi suçlarsın. Bizi kendi halimizle, hep tanıdığın bildiğin hallerimizde olmakla suçlarsın. Unuttun mu biz hep böyleydik değişen sensin diyemeyecek kadar naifizdir biz. Suçlandığımızla kırıldığımızla kalır ses çıkarmayız.
Bir dostum var onun da bir dostu vardı. Dost olduğunu sandığı. Benim dostum şimdilerde kendi dostunun ruhunda açtığı o koca boşluğu kapatmaya çalışıyor. Çünkü bazen dostlar çekip giderler. Yok, uzak ülkelere, hayallerinin peşine değil. Öyle olsa sadece özleriz içimizde kıyametler kopmaz ki. En kötüsü bir erkeğin peşinden gitmektir. Hayır canım Aşk ı küçümsemiyorum. Ben de Aşk a düşenlerdenim şükür. Ama onların gidişi böyle onurlu değildir. Bir erkek girer hayatlarına bu küçük basit beyinli kadınlar o erkeğe dönüşürler. Her cümleleri o erkekle başlar. Kendi başlarına karar veremez olurlar. Önce telefonlarını değiştirirler. Sonra kendileri değişirler. Yanlarında o erkek olmadan o arkadaşlarla bir çay içmek bile mümkün olmaz. Sonra öncelikleri o erkek, onun arkadaşları, o erkeğin sunduğu hayat olur. Sizin payınıza da dostum gibi hayıflanmak ve olayı sürekli anlamaya çalışıp bir türlü anlayamamak düşer. Durum o kadar boktandır ki anlayabilme ihtimali bile yoktur. Böyledir hayat.
Bu kadar süre yazmayıp böyle boktan bir girizgahla dönüyorsun. Ama napayım ki hayat karnaval tadında değil.
Ben mi napıyorum. Annem 3 kızını Kasım ayında dünyaya getirdiğinden bol bol pasta yiyorum. En sona kendi pastam kaldı onu bekliyorum. Büyüyorum. Ve belki de hayatımın en önemli en özel anlarını yaşıyorum. Evliliğimde –ki devletin verdiği tarihleri iplemesem de- 3.yılımı geride bırakıp 3 yıla koca bir aşk 3 de çocuk sığdırıyorum. Kendimden korkuyorum. Bol bol hayal kuruyorum. Gelecek olan bahara çok özel anlamlar yüklüyorum. İçimdekileri dinliyorum. Onlarla sohbet ediyorum. Mahir in her geçen gün büyüyen hallerine yetişemiyorum. 24 saat onunla oynasam sıkılmayacakmışım gibi hissediyorum. Ama benim pilim Mahir den önce bitiyor.
Soğuyan havayla birlikte oğlumla beraber tıkalı burnumuz hırıltılı nefeslerimiz artan alerji durumlarımız hala bizimle yaşayan Sıdıka mız. Çözüm bulamadığımız sorunlarımız var.
Mahir in Sıdıka ya karşı artan kıskançlıkları. Sıdıka nın daha önceki haşin patilerini bilsek de en son Mahir in gözünün üzerine pati atıp kanatması ile korkmamız.
Behzat Ç. hasretimizin bitmesi ama onun hallerini gördükçe artan üzüntülerimiz. Ona mı kendimize mi üzüldüğümüzü bilmeden.
Leyla ile Mecnun da, Mecnun'un mimiklerine, İsmail abinin dostluğuna her geçen gün daha çok hasta olmamız var. Bir İsmail abi olamadın be…
Gün içinde Depresan la yaptığımız kısa yazışmalar var. Tavsiyeler,filmler,kitaplar,Leyla ile Mecnun geyikleri, benim bebelere isim arayışlarımla beynini şişirip sonra da onu hiçbir şey beğenmemekle suçlayışlarım.
Akşamlar var sakin dingin. Kuzunun bana getirdiği ballı sütler, sahlepler, benim izlerken uyuya kaldığım filmler.
Van var orada üşüyen çocuklar var. Biz her akşam bu ev yine soğuk diye hayıflanıp kombinin derecesini yükselttikçe onlar daha çok üşüyorlar.
Bunlar var işte. Sen varsın yani aslında yoksun. Sen bunların ötesinde, uzağında,orada kalmayı tercih etmişsin. Öyle olsun istemişsin. Madem istiyorsun öyle olsun.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
canım heidi, hayatta bazen gitmek isteyenleri özgür bırakmak yola devam etmek gerek. o dostunuza tavsiyem budur. çünkü ilişkilerin de bir ömrü var -bunu bin defa söyledim galiba- bazen sadece hatırlarla da yetinmek gerekebiliyor. üzülmek yerine zor da olsa izin vermek gerek.
YanıtlaSilhımm bir de yarın iyi ki dogmussunuz :)