13 Aralık 2011 Salı

Yemekhane insanları


Gözlerin hep derinlerde
Kayıp giden bir yıldız gibi
Gözlerin bir hüzün şarkısı

Bir masal kuşu konar düşlerine
Açılır kapısı çocuk yalnızlığının

Kendini dinlemekten yorgun düşmüş insanlar
Kendi izini arayan umarsız bir dünya
Bak nasıl da sancılı
Bak nasıl da çözülüyor
Bak nasıl da fırtınalı
Yeniden ulaşmak için kendine




Aslında bu insanları ofis insanları başlığı altında da inceleyebiliriz. Yazın sadece 13 bölüm süren bir dizi vardı; Üsküdar'a Giderken. Oyuncu kadrosu ve esprileri süper olsa da maalesef yayından kaldırılmıştı. Orada Oğuz Cemcir diye bir tip vardı. Ofis insanları başlığı ile değindiydi bu konulara süperdi. İzleyin izleyin böyle yazmakla olmaz. Neyse gelelim bizim ofisin yemekhane insanlarına. Bunlar kendi içlerinde 4’e ayrılıyorlar. En azından bizimkiler öyle. Bir grup var ki bunlar hep erkek erkeğe takılır birlikte yerler yemeklerini. Tek muhabbetleri futboldur. Hepsinin şirket içindeki pozisyonu farklıdır ama futbol üzerine hepsinin söyleyecek bir sürü şeyi vardır 2. grup avukatlar tayfasıdır. Bu avukat arkadaşların arasında başka meslek grubu yoktur. Avukat olarak çalışırlar avukat olarak yerler içerler avukat olarak konuşurlar. Ve tek muhabbetleri takip ettikleri davalarıdır. Sürekli olarak, hiç ama hiç nefes almaksızın ve hep yüksek sesle konuşurlar. Cinsiyetçi değillerdir. Kadın erkek hiç fark etmez yeter ki avukat olsun derler. 3.grup karışık takılır. Meslek gruplarına da cinsiyetlere de takılmazlar. Hayata dair konuşurlar, sinema muhabbeti yaparlar, Behzat Ç. den bahsederler, bugün biraz politikaysa gündemleri ertesi gün ailevi bir mesele olur. Konuştukları konularda bir istikrar gözlenmez. 4. grup ki en tehlikelisi onlardır. Tamamen kadınlardan oluşur. Hep aynı masada yemeklerini yerler. Bir başkası kazara onların masasını işgal ederse sürekli söylenip dururlar. Meslek grupları farklıdır muhabbetleri hep aynıdır. Veremedikleri kiloları, spor salonunda geçirdikleri zamanları, yeni aldıkları kıyafetleri, solaryum seansları, hangi ilaç hangi hastalığa iyi gelir, hangi sebzeden bolca tüketmeli, bu senenin moda rengi, hangi marka indirime girmiş, yılbaşı akşamı nerede olacaklarmış, kıyafeti çok mu yakışmış, arabasının boyası mı çizilmiş, hafta sonu nereye gitsinlermiş,  akşam hangi dizi varmış, dizi yoksa nerede takılacaklarmış, yüzü şu sıra çok kurumuş, havalar mı soğuyacakmış, hemen yaz gelseymiş, yağmurdan nefret ederlermiş, kar zaten hiç yağmasınmış. Böyle uzayıp gider muhabbetleri. Dünyanın en boş insanlarıdır. Sadece ve sadece kendilerine odaklı konuşurlar. Olur hepimiz kendimizden bahsetmeyi severiz ama bir gün olsun başka bir şeyden bahsedin yaa. Hiç anlamam bu grubu. İnsanın kendini bu kadar çok önemsemesi beni hep korkutur.  

2008 yılıydı Halfeti’ye gitmiştim huzurun dibini bulmuştum ve fena halde aşıktım. Orada oturmuş su altında kalmış o ilçeye bakarken bir an kendi halimden utanmıştım. Suyun altında görünen evlere, camiye, mezar taşlarına yüzümde aptal bir sırıtışla bakıyordum. O an dilime bu şarkı düşmüştü.

 Öyle işte başka şeyler yazacaktım ama bugün yemekhanede yine sinir oldum konu buraya geldi.   

Şarkı Metin-Kemal Kahraman.
Fotoğrafı, şu an çok kötü olduğunu düşünsem de ben çekmiştim.  

2 yorum:

  1. Resim beni çol duygulandırdı.

    Çalışma hayatım boyunca Türk Telekom'da yaptığım staj dışında hiç yemekhanede yemek yemedim. O dönemse stajyer olduğumuzdan kıyıda köşede göze batmadan bir şeyler yerdik ama ben nefret ederdim. Yani kürek mahkumu gibi sıraya girip kepçeyle önüme yemek atılması hiç hoşuma gitmemişti.

    Sonrasında hep ofiste veya dışarıda yemiştim yemekleri yemekhaneli bir işim hiç olmadı.

    Bebekler ne alemde lütfen yaz merak ediyorum.
    Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  2. Ben hep dışarıda yemek yeme lüksü olanlara özendim. Tüm çalışma hayatım boyunca hep yemekhaneli yerlerde çalıştım. Neyseki tabldot olayı yok biz de. Kendi yemeğini kendin alıp porselen tabaklarda yiyebiliyorsun. O sıraya girme olayı da çok şükür yok. Dışarıda olsa hele ki burası gibi elini uzatsan koru kolunu uzatsan deniz mesafesinde bir yerde. Çok keyifli olurdu.

    Bebekler iyiler büyüyorlar bu hafta haber uçuracağım.

    Öperim Ege'yi.

    Sevgiler.

    YanıtlaSil