Uzun bir
aradan sonra geçen akşam bir arkadaşımla tiyatroya gittim. İş çıkışı eve
uğrayıp çocukları öpüp kokladıktan sonra bir telaş buluştuk, ayaküstü iki lokma bir şey
yiyip salona girdik. Tam oyun başlamak üzereyken arkadaş oyunun adını konusunu
sordu; boşver hiç fikir sahibi olmadan izle. Şu ana kadar benim seçimimle bir
şey izleyip de beğenmeyen birini görmedim gibi iddialı bir cümle kurdum. Ve
oyun başladı. İzlememiş olanlar için detaya girmeyeyim. Ben oyun boyunca hep
bekledim. Sanki daha farklı bir yöne doğru gidecekti. Daha derinlere inilecekti.
Ama başladıkları yerde kaldılar gibi geldi bana.
Sevdiğimizi suçlamaktan mı
besleniyor sevgimiz. O ilk günlerin büyüsü geçince sevdiğimizin sevilmez
yanlarını keşif turuna çıkıyoruz sanki.
Her ilişki
sonunda bitmeye mahkum mudur. Günlük hayatın rutin telaşlarına teslim olup
birbirimizle konuşmayı unutuyoruz. Konuşmadıkça bir iletişim sorunu başlıyor.
Biz konuşmadıkça da sorunlar suçlamalar alıp başını gidiyor. Sonra sorunlarımızı
çözsün diye çocuk doğuruyoruz. Kurban isteyen tanrılar gibiyiz. Çocuklarımızı
kendi zihniyetlerimizin mutsuzluğumuzun esiri ediyoruz. Neyse ilişkilerden
geldik çocuk konusuna. Ki şu sıra kafayı bozduğum bir konu; çocuk/çocuk
yetiştirmek/çocukla iletişim. O yüzden hiç girmeyeyim.
Sözün özü
oyunu çok sevemedim. Güzel noktalar yakalasalar da bazı yerleri biraz zorlama geldi. Ama dekoru ve fondaki
yağmur sesi camdan süzülen yağmur damlaları çok güzeldi.
Bugünün
şarkısı Hayko dan gelsin. Ayrılmak kanun mu Aşk kitabında.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder