13 Mayıs 2013 Pazartesi

Yeni Kiracı





İnsanın eşya ile ilişkisi içinden çıkılmaz bir sorun. Aldıkça alıyoruz bitmek tükenmek bilmiyor arzularımız. H.sonu dolapta giyecek bir şeyler ararken 12 yıldır giydiğim pantolonun diz kısmında gördüğüm sökükler resmen yıkım oldu benim için. Tamir edilmeyecek bir durumdaydı ve ben en az 5 yıl daha pantolonumu giyme hayalleri kuruyordum. Ama pek tabii alışverişle ilişkim bu kadar mesafeli değil. Hele ki söz konusu olan çocuklara alınacak oyuncaklar ise şuursuz bir anne oluveriyorum. Ayy bu çok eğlenceli bu pek bir eğitici deyip kendimi durduramıyorum. Çok eşyalı bir evimiz yok ama yine de arınmak istediğim zamanlar oluyor. Asgari ile yaşama hali. Televizyonumuz dolayısı ile tv sehpamız hatta bir orta sehpamız bile yok. Ama bu hal bile bana çok sade gelmiyor. Çok daha azı ile yaşayabileceğimi biliyorum. Arkadaşlarımızın ya da bir yakınımızın evine gittiğimizde kendi evimiz epey bir sade geliyor. Onca eşya arasında kendilerine nasıl bir yaşam alanı buluyorlar merak ediyorum. Birkaç saatlik akşam oturmasında bile o konsollar gümüşlükler benim üzerime geliyor. Hele ki çocuklu bir ev ise çocuklar adına daha çok üzülüyorum orta sehpa denen o olmazsa olmaz denen şey yüzünden çocuklara adım atacak bir alan kalmıyor. Neyse konuyu dağıtmayalım. 3 çocuklu tiyatro sever bir anne olarak 30 Nisan da Yeni Kiracı yı izlemeye gittim. Her zaman ki gibi son dakikada oyuna nefes nefese girerek. Dışarı çıkacağımız zaman o deli tempomuz hepten iki katına çıkıyor. Yardımcımızı akşam mesaisi için ayarlamak, Mahir için annemin müsait olduğu bir akşamı seçmek.Eve gelmek çocuklarla oynaşmak, yemek faslı, bazen aç karnına akşam trafiğinde yollara düşmek. Tüm bunlar bir iki saat hayatının rutininden kurtulup nefes alabilmek için. Değiyor mu bazen evet bazen hayır.

Yeni Kiracı nın ilk 15 dakikasında o kadar koşturma-günlük rutin koşturmacama o gün bir de vefat eden bir büyüğümüzün cenaze töreni eklenmişti- ve Ortaköy ün o bitmez trafiğine değdi mi yaa diye düşünmeye başlamıştım.  Evet oyun absürt komediydi ve ben absürt komedi seven bir insandım ama fazlaca tekrar eden konuşmalar tek taraflı diyaloglar içimi baymadı değil. Ki söz konusu sahnede isim çok sevdiğim oyunculuğuna asla bir şey diyemeyeceğim Devin Özgür Çınar vardı. Ama ne bileyim ya ben fazla yorgundum ya sahne gerçekten tekrara düşmüştü. Neyse hamallar girdi sahneye de olaylar biraz daha gelişti.Bir ara İlhan İrem kliplerini çağrıştırdı bana. Oyun bitti, maalesef çok da dolu olmayan koltuklardaki izleyiciler oyuncuları alkışladık. Çıkışta kuzunun ısmarladığı kokoreç ve kısa bir Ortaköy yürüyüşü ile oyun için dışarı çıkmış olmak benim için biraz daha anlam kazandı. Oyun güzeldi sakın bir kokorece oyunu sattığımı düşünmeyiniz ama sanırım benim için yanlış bir akşamdı.

Devin Özgür bir röportajında şöyle özetliyor halimizi;


 ‘‘60 yıl önce, anlamsızlık duygusuyla savaşan insanın hissiyle şimdiki insanın hissi arasında çok büyük fark olmadığını düşünüyorum. Fark belki sadece, bugünün insanının alışveriş yapmaktan zevk aldığını ve bunun kendisini rahatlattığını itiraf ediyor olması olabilir. 60 yıl önce ancak büyük bir savaşın ardından hissedilen duyguyu biz artık olağan gündelik hayat içinde hissedebiliyoruz. “Alışveriş yapmayı çok seviyorum, beni rahatlatıyor” saçmalığı o kadar kanıksandı ki, “iyi geliyorsa yap” demekten başka bir şey gelmiyor elimizden. Kimse “neden ben sürekli alışveriş yapma ihtiyacı duyuyorum, benim başka bir meselem mi var”a takılmıyor. Birini sevdiğini, “bana iyi geliyor” şeklinde ifade etmek mesela, çok ayıp, çok korkunç değil mi!’’

‘‘Hayatta hiç ihtiyacın olmayan şeylere abanıyorsun. Oysa başka şeylere ihtiyacın var... Ama onlarla da ilgilenmek gerekiyor. Çok büyük bir karanlık gibi aslında adamın o hali. Eşyaları dışında hiçbir şeyle hiç kimseyle ilgilenmiyor.’’

''Hayatla bir ilişki halinde misin gerçekten yoksa adamın yaşadığı gibi eşyalar ya da başkaca kendi koyduğun engeller nedeniyle hayata ulaşamıyor musun? Hayattaki herhangi bir şeyi sevmek, yapmak falan... bunların önü o kadar kapalı ki artık. Bizim oyundaki adam, kutusunu dahi açmadığı eşyaların arasında, yaşadım sanıp, ölüp gidecek mesela. Şimdiki çocuklar bunu hayatın bir gerçeği gibi algılayarak büyüyor; “Abi o montu alamadı ya ondan morali bozuktur” diye birbirlerine anlayış gösteriyor olabilirler pekala''


Röportajın linki burada.

Bir de oyunun aklıma düşürdüğü özlediğim bir şarkı Cenk Taner-Böyle şeyler işte.



korkulardan arında gel,
bu bir yaşam, sakin ol, geçer gider.
hesaplardan korunda gel, taksitlerden, maskelerden.
sen gel, yalnız sen gel,
gözaltında bütün senler, benler.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder