18 Ağustos 2009 Salı

Yaz bitti mi?

Yol kenarlarında yediğimiz böğürtlenler,



sonsuza dek uzanıyormuş gibi duran papatyalar,


dağlara çöken sis,


kuş ve böcek sesleri,








gece ateş eşliğinde oturmalar,





yolda bir çiçek görünce hemen arabadan inip aynı çiçeği börtü böceği defalarca fotoğraflayan bir koca,




ağaçlara tırmanmak isteyen yılanlar,






otobüs beklenesi duraklar,

burada yaşıyor olsaydık dediğimiz evler,



ayakkabılarda yetişen çiçekler,


hiç durmasın denilen saatler,






davetkar bir deniz ve kumsal,





yol kenarlarında okunan kitaplar,



her gördüğümüz mağara levhasının sonuna kadar gitmeler.


Ama en çok Valla Kanyon’u aldı aklımı. Dünyanın 4.büyük kanyonu imiş. Bilmiyordum bile böyle bir yer olduğunu. Tek kelime ile muhteşemdi.






Bir yaz daha bitiyor pek çok tat yarım yamalak damağımızda.

Dönüş

Her konuda sonsuz olan tembelliğim yazmak eylemine de bulaştı. Kronik tembelliğin ve erteleme hastalığının tedavisi var mıdır?

Güzel çok güzel şeyler gördü gözlerim. Yaşanan onca çirkinliğe inat en güzellerini görmeye çalıştım. 31 Temmuz büyük gün dedim. Akşam 10’a kadar süren mesainin ardından bir daha gelmedim. 17 koca gün boyunca. Telefonlar susmadı mailler takip edildi tacizler devam etti ama olsun 17 gün işe giden yolları bile unutacak kadar uzundu. Evde yattık yuvarlandık. En çok kuzunun el emeği göz nuru balkonunda mayıştım.

Haritalar çıkarıldı nereye gitsek acep dendi. Bir türlü karar verilemedi. Atlas dergisi geldi eve. Istranca dağlarının fotoğraflarına bayılıp düştük yola. Oradan Batı Karadeniz’e. 7Göller,Amasra, Safranbolu, Kastamonu ve Sinop derken yine göründü bize İstanbul yolları. Her gün burnumda tüten -kardeşe emanet etmiş olmanın rahatlığı olsa da- aklımdan hiç çıkmayan Sıdıka Hanım’ın surat asmaları tripleri çekildi 2 gün boyunca. Artık barış ilan ettik. Öpüşüp koklaşmalara döndük tam gaz.

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Bana biraz umut ver*

İyi bir şey söyle dedi bana
Bende öleceğiz dedim –sanki bu iyi bir şeymiş gibi…

Bugünlerde birilerine iyi bir şeyler söylemeye birilerinden iyi bir şeyler duymaya ihtiyacımız var. Eski dostlarla konuşsak. Kimse işten güçten patronların adaletsizliğinden bahsetmese. Kitaplardan, filmlerden, çocukluğumuzdan, hayallerimizden bahsetsek. Müzik dinlesek.ortak mazimizi ansak. Olmaz mı. Mazi dediğin de iyi bir halt değildi ya. Ama bugünlerde kimse ile konuşulmuyor. Kime sorsam öfkeli hayata. Kimse sorsam kızgın işine

Yorgunum iş-ev arası anlamsız koşturmadan. Rutin haline gelen entrika ve dedikodulardan. Ev bazen sakin bir liman gibi. Sıdıka ile oyunlarımız öpüşlerimiz. Balkonda kuzunun fesleğenleri sardunyaları eşliğinde kitap okumak. Bazen de her şey gözüme batıyor evde. Yıkanacak çamaşırlar, Sıdıka’nın tüyleri, bulaşığı bitmeyen mutfak.

Okumayacağım artık Elif Şafak desem de Aşk bitti..Araya saçma bir şekilde Ayça Şen girdi. Neydi kitabın adı. Hırs ve Ceza. Tatilde çerez niyetine okurum diye yanıma almıştım ama vakit kaybıydı kendi adıma. Sonra Andre Gide/Dar Kapı geldi. Depresan tavsiyesi. Kavuşamayan âşıklara gıcık olurum zaten. Birkaç not aldım onlar kaldı geriye.

‘ Hayatını kurtarmak isteyen onu kaybedecektir.’

‘İnsana güvenen insanın vay haline.’

Şu sıra hayatımı kurtarmak istiyorum.

Şimdilerde Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi sürünüyor elimde. Sıdıka kemirmediği zamanlarda onu okuyorum. Bir de yine Depresan tavsiyesi Beyaz Zenciler okunacak.

Herkese olur mu bir bana mı olur. Bilindik bir şey vardır. Bilindik olmasa da olur. Ben o şeyi –müzik kitap film vs.- her ne ise duyduktan sonra birden o şeyle ilgili bir şeyler çıkar sürekli karşıma. Ne çok şey barındıran bir cümle olurdu. Ama işte olur mu başkalarına da. Neyse işte bu beyaz zenciler esasen bilindik bir kitapmış ben yeni duydum oysa ismini. Bir haftadır hep o kitapla ilgili bir şeyler görür duyar oldum.

Yılda bir kez rüya gören onu da hatırlamayan ben polisiye film tadında bir rüya gördüm. Cinayet işledim. Bir yerlere kaçtım. Haşmet Babaoğlu ile flört ettim. Neden Haşmet. Bilmiyorum.

Yarın Göksel konseri var. Tüm gün ilk albümden son albüme Göksel dinledim. Yarın rahat eşlik edebileyim diye. Aferin bana.


İçinde yalan olmayan bir cümle söyle bana
İçinde Amerika olmayan bir cümle
İçinde zulüm olmayan bir cümle
İhtiyacım var buna
Çok hırpalandım zeytin ağacı
Çok hırpalandım sevgilim
Bu vakitsiz değişen haritalardan
Kederli göklerden mübarek çocuklardan
Kapanmış çiçeklerden
Geldi geçiyor dünya
Elimi tut
Bir cümle söyle bana
İçinde yalan olmayan bir cümle
Göklere bakma anında dünyadan çıkma anında
Söyleyip kaybolayım söyleyip varolayım
Bir cümle bir cümle bir cümle (M. İdris ZENGİn)

Blog yazalı 4 ay oluyor. 2.kez aynı başlık kullanılıyor. Nedir kardeşim umut fukarası mısın?

24 Temmuz 2009 Cuma

Güler Zere'ye Özgürlük


KENDİ YASALARINI ÇİĞNEYEREK KARAR VEREN YETKİLİLER SUÇLUDUR

Adli Tıp, kanser hastalığının 4. aşamasında olan, ağız kanseri olduğu için damağı alınan ve bu nedenle hapishanede tedavi bir yana, "beslenme" koşulları bile olmayan Güler Zere için "hapishanede yatabilir" kararı verdi!
Güler Zere'yi yaşatmak, hukuka ve bilime göre değil, AKP iktidarının zihniyetine göre karar veren Adli Tıp'ın bu kararını protesto etmek için yapacağımız basın açıklamasına tüm halkımızı bekliyoruz.
TARİH: 25 Temmuz 2009/Cumartesi
SAAT: 16.00
YER-1: Şişli Meydanı (Camii önü)/ŞİŞLİ
YER-2: Özgürlük Meydanı / BAKIRKÖY
YER-3: Eminönü İskelesi / KADIKÖY
Halk Cephesi

16 Temmuz 2009 Perşembe

Her şey yerli yerinde mi?

ŞİMŞEK

Bir kez geldi başıma, bir yol ağzında, kalabalık arasında, karmaşanın ortasında.

Durup gözlerimi kırptım. Hiçbir şey anlamaz olmuştum. Hiçbir şey, hiç. Olanları, insanları anlamaz olmuştum her şey anlamsız ve saçmaydı. Gülmeye başladım.

Asıl o güne kadar bunun hiç farkına varmamış ve her şeyi olduğu gibi kabul etmiş olmam tuhaftı. Trafik ışıkları, araçlar, afişler, üniformalar, anıtlar, dünyanın anlamından kopmuş şeyler, sanki onları birbirine bağlayan bir zorunluluk, bir sonuç varmış gibi.

Bunun üzerine gülüşüm dondu, utancımdan kızardım. Yoldan geçenlerin dikkatini çekmek için el kol işaretleri yapmaya başlayıp ‘‘ Bir dakika durun! Bakın ters bir şeyler var! Her şey yanlış! Saçma sapan şeyler yapıyoruz! Doğru yol bu olamaz! Sonumuz ne olacak?’’ diye bağırdım.

İnsanlar durup meraklı bakışlarla beni süzmeye başladılar. Ortada durmuş el kol işaretleri yapıyor, derdimi anlatmaya çalışıyor, ansızın kafamda çakan şimşeği anlamalarını istiyordum. Ama sesim çıkmıyordu. Konuşamıyordum, çünkü kollarımı kaldırıp ağzımı açtığım an büyük açıklama sanki ağzımdan alınmış ve sözcükler kendimi ortaya atmış olmamdan dolayı çıkmıştı.

‘ İyi de ne demek oluyor bu?’ diye sordu insanlar. ‘Her şey yerli yerinde, yolunda. Her şey bir diğerinin sonucu. Her şey diğer şeylerle birlikte düzen içinde. Biz saçma ya da yersiz bir şey göremedik!’

Ne yapacağımı şaşırmış ortada kalakalmıştım, çünkü her şey trafik ışıkları, anıtlar, üniformalar, gökdelenler, raylar, dilenciler, alaylar eski düzenine kavuşmuş, gözüme doğal gelmeye başlamıştı, ama sakinleşeceğime tedirginliğim sürüyordu.

‘Özür dilerim’ dedim ‘belki ben yanıldım bana öyle geldi. Evet, her şey yerli yerinde. Özür dilerim’ Sert bakışlar arasında kendime yol açmaya çalıştım.

Hala sık sık anlayamadığım bir şeyler olduğunda, içgüdüsel olarak, bu sefer tamam, derim içimden ve hiçbir şey anlamaz olacağım umuduna kapılıp, kavuştuğum an kaybettiğim o farklı bilgeliğe sahip olacağımı düşünürüm.

Italo CALVINO-Sen ‘Alo’ Demeden Önce

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Duru Zamanlar


Vücudumdan gitmek bilmeyen anestezi etkisinde insanları algılamaya çalışıyorum. Kim ne diyor. Neyin savaşını veriyorlar bu kadar hırsla. Ayık kafa ile de anlayamıyordum ya. Şimdi her şey daha fazla bulanık. Bıraksınlar beni. Duru zamanlar ile kalayım.

‘Kaç diyor hemen bırak hayatını, dön uzaklara unut bu yolları’

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Bu su hiç durmaz


Bir insanin hayatinda daha az eşyaya yer vererek,ömrünü bunları sürekli yenileme saplantısından özgür kılmış olarak,kendine ve sevdiklerine daha çok vakit ayırdığı mütevazi bir hayat ne güzeldir...bunun adına tembellikse,aylaklıksa varsın öyle desinler.....
Ne güzeldir Tanrım.Ne güzeldir bir yaz rüzgarını yastık yapıp güneşli günleri yorgan gibi üstüne çekerek göğsünde sevgilinin kokusunu duyarak uyumak...(İbrahim Paşalı)