20 Ocak 2011 Perşembe

Geceler mi sen, ben mi yorgunum


bir sen kaldın geride
ah akıp gidiyor hayat
yüreğim anlıyor seni
artık susma yorgun demokrat



Saat 01:30. Ve ben çalışıyorum. Home-office olmanın dayanılmaz ağırlığı mı demeli.Esasen çalışmayı bıraktım. Meloş'un bloğu okurken atladığım bir günü farkettim. Ahmet Kaya belgeselinin linkini verdiği günü atlamışım. Gözyaşları ile buruk bir şekilde izledim..

Ahmet Kaya demek benim ilk gençliğim demek. Babamın eve gelmesi, yaz akşamları, balkonda esen rüzgar,uzun akşam yemekleri,fonda hep -o eski teybimizde çalan- Ahmet Kaya şarkıları...Sonra lise yılları babamın evde olması,grev günleri  peşinden başlayan hastalık günleri,hep yaz mıydı mevsim,balkonun uçuşan tülü,hasta ziyareti için gelenler,artık teypte dinleyemediğim,walkmanimde dinlediğim şarkılar demek.


Ahmet Kaya demek yalnızlık demek. Üniversite yıllarında sabahı gelmeyen karanlık geceler demek. Öğrenci evlerinin hararetli konuşmalarında bizim ülkeyi kurtarmamıza şarkılarıyla ses vermesi demek.

Ahmet Kaya demek yetişkinliğe geçis demek. Devrimci arkadaşlarla dumanaltı sohbetlerde kendimizi kurtaramayıp insanlığı kurtarırken fonda yine hep onun olması demek. Sahi ne oldu o devrimci arkadaşlara..İş güç hayat telaşesi derken yenik mi düşüldü zamana.

Şimdi 30'larında bir kadınım. Ahmet Kaya demek pek çok şey demek. 15 yıl sonra hala dinleyebiliyorsam, hala öfkelenebiliyorsam haksızlıklara,hala başkaldırabiliyorsam zulme Ahmet Kaya demek çok şey demek.

Kaybettiklerimizin hesabını kim verecek.....

2 yorum:

  1. Kimse vermeyecek.. gene biz vereceğiz hesapları:) Çok güzel ve bana da yakın bir yazıydı Heidi:)

    YanıtlaSil
  2. Karoshi,

    Trajik olan da bu galiba...Kayıplar da bizim verilecek hesaplar da...Kendine yakın bulmana sevindim. Herkes kendi satırlarında bile kendine bu kadar uzakken....

    Sevgiler.

    YanıtlaSil