Gorki ve Tolstoy kırda yürüyüşe çıkmışlar, dolaşıyorlar. Tolstoy, çalılar arasındaki bir taşın üstünde güneşlenen bir kertenkele görüyor. Elleri kemerinde, eğilip, “Ee, mutlu musun bakalım, kertenkele?” diye soruyor alçak sesle. Kertenkeleden yanıt yok. Tolstoy, çevresine bakındıktan sonra, “Ben değilim de...” diye mırıldanıyor...
Fonda bu şarkı çalsın. Biz seninle dertleşelim. Gecikmiş bir doğum günü yazısı olsun. Bloğumu sen büyüyünceye kadar hepten silmezsem belki bir gün okursun. Annen, sanırım anne olmak için gereken özelliklere sahip değil. Neye sahip olmam gerektiğini bile bilmiyorum aslında. Sahip olma hali bile benim için korkutucu..Neye neden sahip olmam gerekiyor. Çocuk sahibi olmak diye bir cümle kuruyor mesela insanlar. Sahibin miyim ben senin.
Neyse anne olma hali diyorduk. Sanırım ilk önce sabırlı olmam gerekiyor ki son derece sabırsızım. Seninle kocaman 1 yıl bıraktık arkamızda. Bazı zamanlar kendime şaşsam da sıklıkla öfkemin kurbanı oldum. Senin benim yükselen sesimden korkmuş gözlerine rağmen kontrolümü kaybettiğim anlar oldu. Sonraları kendime çok kızdım nefret bile ettim ama oluyor işte be yavrum. Sen de az buçuk tanımışsındır annen mükemmel biri değil.
Annenin çok zarif bir babası vardı. Onu tanıma şansın olmaması ne kötü. Annen de çok erken kaybetti zaten. Ne diyorduk deden doğum günlerini asla atlamayan biriydi. Ama öyle şaşalı kutlamalar olmazdı bizim evimizde. Anneannenin pötibör bisküvilerden yaptığı bir pasta. Üzerinde bir tane mum. Ve küçük ailemiz. Tüm kutlamamız buydu. Bir arada olabilmemizi kutluyorduk aslında. Annen için kutlama böyle bir şey olduğundan şimdiki zaman annelerinin doğum günü kutlamalarını, bin çeşit hazırlık yapmalarını pek almıyor kafası. Annelerin çocukları üzerinden egolarını tatmin ettiğini düşünüyor. Kutlanmasına saygı duysa da onca hazırlığı son derece gereksiz görüyor. Sen belki yarın öbür gün istersin o saçma karnaval tadındaki partilerden. Seni ikna etmeyi denerim şimdiden bunu söyleyeyim. Ama çokta istersen yaparız o uyduruk kutlamalardan.
Konu bu muydu bilmiyorum. Yarın öbür gün 1.yaş kutlamam da ne halt ettik anne dersen. Hidiv Kasrına yürümeye gidip oradaki saçma kalabalıktan korktuk evimize döndük. Doğum günü kutlamaları ne kadar sektör olduysa düğünler ondan çok daha beter. Sürekli poz vermekten kendi mutluluğunu ıskalayan bir sürü kadın ve erkek gördük. Evimize geldiğimizde anneannen ve teyzen benden bir halt olmayacağını düşünüp sana bir pasta ile sürpriz yaptılar güzel hediyeler eşliğinde. Ben sana hala hediye almadım haberin olsun. Böyle bir annen var alışıyor musun bilmem...
Birde çok yoruldum ben çocuğu olan tüm kadınların zırvalıklarından. Yapasım varsa da-ki yok- onların hallerini gördükçe elim kolum kalkmıyor. Çocukları rahat olsunmuş mutlu olsunmuş süper bir gelecek hazırlasınlarmış. 3 yaşından sonra bilumum sanatsal faaliyete katılıp ve kursa gitsinlermiş. Korkuyorum böyle annelerden. Çocukları üzerinden kendi eksiklerini tamamlamaya çalışan annelerden, o annelerin her cümlesini kafası ile onaylayan babalardan, çocukları ile gidilmedik alışveriş merkezi bırakmamış ama çocuğu henüz parka götürmemiş annelerden.
Öfke dolu bir yazı değil bu oğlum. Sadece bir iç döküş. Annen sıkılıyor bazen hayattan. İnsanların bitip tükenmek bilmeyen hırslarından, sıkıcı muhabbetlerinden, çevreye olan duyarsızlıklarından, ben odaklı yaşamlarından. Varsa yoksa onların dertleri. Dert dedikleri şeyleri duysan gülersin. Sen de bil ki şu gerçeği; geldiğin dünya çok matah bir yer değil. Açlıktan ölen çocuklar var yeryüzünde. Savaşlar var, hiç bilmediğimiz onca acı var. Yokluklar yoksulluklar. Zevk için öldürülen canlılar. Düşündüğü için suçlananlar, hiç düşünmeyenler. Böyle bir yer dünya dedikleri. Ve ben sana tüm bunlara rağmen çok mutlu bir yaşam vaad edemiyorum. Kendin için yapamadıklarınla mutsuz olma. Başkaları için bir şey yaptıkça zaten mutlu olursun. Kariyer planları kurmuyorum üzerinden. Annen baban gibi devlet okuluna git. Hatta şartlar uygun olsun okula bile gitme. Gel beraber zorunlu eğitime karşı çıkalım. Her ne öğrenirsen, hangi koşulda öğrenirsen o bilgiyi paylaşmayı bil. Haksızlığa göz yummamayı bil. Direnmeyi bil. Saçma doğum günü partilerine harcayacak paran olursa git onu sokak çocukları için harca. Cebindeki son para ile bir kediye süt al mesela. Bunlardır mutluluk. Sadece kendi için tüketen bir insan olduğun sürece insan olamayacağını bil olur mu...Annen arıza bir kadındır. Gel- git lidir. Biraz delidir, patavatsızdır, gürültücüdür. Ama yürüdüğün yollarda hep yanında olacaktır bunu da sakın unutma.

NE GÜZEL YAZMIŞIN ..
YanıtlaSilÇok içten yazmışsın,okurken çok duygulandım. Annesinin yanında olması bir çocuk için en büyük armağandır ve çocuklar bizler gibi süse,püse,gösterişe hiç önem vermezler aslında. Nice mutlu,sağlıklı yıllar diliyorum kuzucuğa, paylaşılacak en keyifli günler 1 yaşından sonra başlıyor ;) Sevgiler
YanıtlaSilDaha önce yorum bıraktım sanıyordum ama galiba blogspotun azizliğine uğradı benim yorum. Yeniden yazmasam olmaz:
YanıtlaSilSenin gibi insanlar anne olmayı tercih ettiği için bir dünya vatandaşı olarak kendimi ve hatta çocuklarımı çok şanslı buluyorum. Senin yetiştirdiğin oğlunla paylaşacakları için çocuklarım gelecekte bu dünyayı o kadar umut doldum ki. Bir anne oğluna daha güzel yazamazdı bence. İyi ki doğdun. İyi ki doğurdun.
Buket,
YanıtlaSilTeşekkürler.
Sevgiler.
Elif;
Teşekkürler. Umarım dediğin gibidir. Keyifli günler bizi bekliyordur...
Sevgiler..
Sardunya,
Ben seni okudukça, kaplumbağanın diyaloglarına şahitlik ettikçe kendimi ve bir gün kaplumbağa ile yolları kesişir diye oğlumu şanslı buluyorum.
En derin sevgilerimle...