Fesleğen kokusu, çiçeklenen balkonumuz, açık camlar uçuşan tüller, rüzgar gülü, toprak kokusu, kabak kızartması, çorapsız ayaklar, uzun yürüyüşler, deniz kokusu, efil efil elbiseler hoş geldin bahar...
Dostlara olan kırgınlıklara, bitmeyen ve hep yenisi gelen sağlık sorunlarımıza rağmen durup düşününce şu fani ömrümün en keyifli günleriydi son günler...
Mahir büyüyor ve ben daha yeni anlıyorum anne olduğumu. Çünkü oğlum bana annn-ne diyor. O küçük bebek bir insan yavrusuna dönüşürken bana hiç bilmediğim anlamlar katıyor. O bana annn-ne dedikçe her seferinde içimden bir kelebek uçuveriyor... İlk doğduğu andan bu yana her şeyin farkında olan bir bebekti zaten ama şu sıralar sanki ne desem anlıyor. Biraz hassas çokça asabi bir çocuk oluyor. Ota boka sinirlenme huyu bana benzeyecek gibi... Sabahları uyuyor olursam parmaklarını gözüme sokmak suretiyle beni uyandırıyor. Oyunlar oynuyoruz, cilveleşiyoruz. Cama gelen kuşlarımızla şakıyoruz. Kedi, köpek ya da kuş gördüğünde çok komik sesler çıkarıyor. Sokağı çok seviyor. Akşamları babamızı karşılamak için metrobüs durağına yürüyoruz. Sokaktaki tüm sesleri algılıyoruz. Büyüyoruz büyüyoruz ve her an yeni bir şey öğreniyoruz....
Günler böyle geçiyor... Hafta sonunun heyecanına akşam Depresan'la bir Beyoğlu kaçamağı yapacak olmak karışıyor. Ne de güzel oluyor....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder