Bitireli birkaç hafta olsa da hakkında bir türlü konuşamadığımız Beyaz Zenciler’i konuşmak üzere Cumartesi sabahı Yıldızda toplandık. Duyanda her h.sonu toplanıp kitap konuşuyoruz sanacak. Yok ayol öyle değil. Depresancığım baktı ki bizden bir şey olacağı yok. Ayda bir kitap okuyalım ve üzerinde konuşalım dedi. Kitapları Depresan seçiyor biz o kadar tembeliz ki kitap bile bakmıyoruz. Biz dediğim diğer arkadaş ve ben. Yani temeli taa lise yıllarına dayanan 3 arkadaş.
Neyse toplandık benim şahane tarçın kokulu kekim ve çaylarımız eşliğinde. Aldığımız notları paylaştık. Düzen karşıtı olma ve tutunamama hali üzerine konuştuk. Notların bir kısmını Depresan paylaşmış. Ben fevkalade tembel bir bünye olarak yazmaya üşeniyorum kendi notlarımı. Tutunamama halinin bilinçli bir tercih olup olmaması üzerine konuştuk bir yere varamadık ve dağıldık. Yeni kitap üzerinde bir karara varamadık ama Derviş ve Ölüm olacak sanırım.
Oradan İstanbul’un taa bir ucuna gidip üniversite arkadaşlarımla buluşup bir arkadaşın bebeğini görmeye gittik. Gördük ve geldik. Bebek dediğin zaten annesini emen gaz çıkaran ağlayan bir varlık. Agu magu desen yüzüne bakmaz. Oradan uçarak eve geldim. Sıdıka’nın aşısı son dakka aklıma geldi. Her seferinde veterinerimizin ateş yapabilir huysuzlanabilir sözlerine rağmen neşesinden hareketliliğinden bir şey kaybetmeyen kızım dün ateşler içinde yandı. Gözünü bile açacak hali yoktu.
Ben de tüm gün yeğenle ödev yaptım. Çocuklara ödev verirken internetten bulun diyen öğretmenlere kızdım. Çamaşır yıkadım kek yaptım. Yine bebek görmeye gittim. Bu sefer şirketten bir arkadaşın bebeğiydi.
Karanlıktakiler’e gidemedim. Temizlik yapamadım. Saatçi Bayırı hala bitmedi. Az da olsa güzelleşti kitap. Ayça Şen’e haksızlık mı ettim yoksa. Böyle işte blog. İşler beni bekler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder