Hırs ve Ceza dan sonra oluşan Ayça Şen fobisi ile okumaya başlamıştım Saatçi Bayırını. İlk 100 sayfada mız mızlanıp durdum. Üslubunu özensiz buldum. Sonraları pek bir sardı kitap ve dün kalbime kocaman bir fil hediye ederek bitti. Kalabalık bir aile. Hafif çatlak bir anane bir o kadar çatlak teyzeler dayılar. Onlardan daha çatlak komşular. Gürültülü konuşanlar,ağlayanlar,gülenler. Bazen ay bizimkiler gibi dediğim aile ilişkileri. Mutfakta fısır fısır dayıları ve ananeyi çekiştiren teyzeler. Bunların hepsini gözlemleyen bir çocuk. İnsan hayatının her döneminde çocukluğundan izler taşıyor. Bir koku bir mekan bir ses… Onca anıyı saklandığı yerden çıkartıyor. Kitap benim için biraz öyle oldu.
Benim çocukluğum bir apartman dairesinde geçti. Gürültücü komşular birlikte yapılan kahvaltılar. Tatlı dedikoduların yapıldığı ağlamaların da kahkahaların da paylaşıldığı anahtarların her daim kapıların üzerinde durduğu günler. O apartmandan 18 imde taşındık. Babamı kaybedeli birkaç ay olmuştu ve annem oradan taşınmanın hepimiz için daha iyi olacağını düşünmüştü. O zamandan bugüne ne zaman rüya görsem hep o evde olurum. Bilinçaltımın bir oyunu mudur, bir açıklaması var mıdır bilmem ama kardeşimin de benim de rüyalarımız hep o evde geçer.
Eski komşularımızla hala görüşüyoruz. En çok sevdiğim en uzakta olanı. Kitapta Suzi’yi okurken hep onu düşündüm. Annemin en yakın arkadaşıydı. Teyzemlerden ayrı bir yerde tutardım onu. Annem hep otoriter ağır ve mesafeli bir kadındı. O ise hep şen şakrak gürültücüydü. Eşi biraz rahatsızdı. O zamanlar depresyondu, şizofrendi yoktu tabi. Sinir hastası diyorlardı. Çocuk aklım almazdı. Melek gibi bir adam niye sinir hastası olsun ki. Biraz durgundu sessizdi evet ama bu muydu onu farklı yapan. Meğer şizofrenmiş çok sonra öğrendim. 12 Eylül döneminde sağcı ya da solcu olmadığı için dövmüşler. Öldü diye bir kenara atmışlar. O günden beri öyleymiş. Biraz tuhafmış. Oysa ben çok severdim. Önce babam öldü sonra o öldü. Annemin arkadaşı da annem gibi düşünüp çook uzaklara gitti. Kader bu insanın yakasını bırakır mı? Sonra oğlu şizofren oldu. En son geçen hafta konuştuğumuzda hastanede elektro-şok uyguluyorlardı. Birlikte büyüdüğüm yaşıtım olan çocuk şimdi bir hastanenin soğuk bir odasında aklını eline almış oturuyor. Oynadığımız bütün oyunlar, paylaştığımız onca şey, tokamı kırdı diye ortalığı ayağa kaldırmalarım. Hepsi üşüştü aklıma. Şimdi zaman dursun ve o günler geri gelsin istiyorum. M. Amca balkonda hep o demli çayını ve sigarasını içsin. A. çıkıp o soğuk elektro şok odalarından örüklerimi çeksin. Önce küseyim mızmızlanayım sonra barışalım o beni balkondaki salıncağımızda sallasın. Annemle G. Teyze sofrayı donatsınlar. Kuşlar gibi cıvıldaşıp yemeğimizi yiyelim.
Kitaptan aklıma kazınan bir cümle;
"Gitmeyeceklerine olan güveninizi"
çok keyifle okumuştum ben bu kitabı; bir çırpıda hatta. üslubunu da özensiz değil de fazla doğal bulmuştum. aklıma düştü tekrar. elime alasım geldi:)
YanıtlaSilAyça Şen'e haksızlık ettim kabul. Sonradan böyle güzelleşeceğini idrak edemedim kitabın.
YanıtlaSil