2 Mart 2010 Salı

Belki değil mutlak





Belki değil mutlak umudu paylaşırdık
Birden bire kapılırdık o pembe hayallere…




3 hafta önce durup dururken Murat Yılmazyıldırım dinlememle başladı belki de her şey. Murat Yılmazyıldırım bana hep sanki ergen sanatçısı gibi gelirdi. Kardeşim lisede ben üniversitedeyken ikimizin de aynı anda ders çalışmaya çalıştığı anlarda kardeşim hep fonda dinlerdi. Ben de ona; nerden bulursun bu tuhaf sesli adamları derdim. Sonraları üniversite bitince kim girdiyse işte o zamanlar beynime dinlemeye başladım. Sonra zaten Düş Sokağı Sakinleri ayrıldılar. Herkes kendi yoluna gitti. Benim favorim Murat Çelik olarak kaldı. Sonraları yine herhalde bir şeyler değişti ki ergen sanatçısı dediğim adamı dinlemeye başladım. 24 yaşıma gireceğim gece aslında henüz gece değildi ama hava çok karanlık ve soğuktu işte.  İlk kez canlı olarak izleyeceğim diye heyecanla hiç bilmediğim Kadıköy’e gitmiştim. Bir barda çıkacaktı. Unuttum şimdi mekânın ismini. Ben daha önce hiç bara gitmemiştim. Daha sonrada gitmedim. Zaten Kadıköy’ü de bilmiyordum. Benim şaşkın telaşlı hallerimle dalga geçen arkadaşlarımla buluşup gittik. Yoldan zemine doğru inen merdivenleri inip, uzun karanlık bir koridordan, yine karanlık bir mekâna giriverdik. Üzerimde mor çiçekleri olan annemin diktiği çok sevdiğim bir elbise vardı.Kardeşimin sonradan Sosyal Yardım Mağazasına gönderdiği. -Bu ayrı bir yazı konusu olacak kadar uzun ama benim kardeşim bir ay içerisinde hiç giymediğiniz bir kıyafetiniz varsa bu kıyafete artık ihtiyacınız olmadığını düşünüp size sorma ihtiyacı hissetmeden o kıyafeti sosyal yardım mağazasına gönderir. O elbisem ve çok sevdiğim bir kazağım vardı hala aklıma geldikçe üzüldüğüm. Benim kayıplarım en küçük kardeşinkiler yanında bir hiç. Onun daha etiketi üzerinde olan kıyafetleri ‘giymiyor demek ki ihtiyacı yok’ mantığıyla gitmiştir. Eylem özünde güzel ve anlamlı olmakla birlikte kardeşimin kendi başına karar vermesi hep sinir bozucu olmuştur- Neyse işte o gece pek bir sevmiştim Murat Yılmazyıldırım’ı. Sonra konserlerine gittim çıktığı gün CD lerini aldım ama arada ne olduysa bırakıverdim. Hep çok karamsar olduğum zamanlarda dinlemiştim. Belki de daha umutlu olmak ve o anları hatırlamak istemediğimden bıraktım. Ama işte sonra 3 hafta önce birden bire onun şarkılarını söylerken yakaladım kendimi. İşyerinde, arabada-kuzu hiç sevmese de-evde Murat Yılmazyıldırım dinlemeye başladım. Biraz karamsar biraz karanlık geçiverdi 3 hafta. Şarkılarını dinlediğim için mi öyle oldu ben öyle bir ruh halinde olduğum için mi şarkılarını dinledim…

Bu sabah çok mutsuz uyandım. Şu ana kadar herkes bebeğin tekme atmaya başlamış olması gerektiğini söylüyordu. Ama ben ısrarla hissetmediğimi söylüyordum. Bu sabah 2,5 saatlik bir uykunun ardından öyle mutsuz uyanınca ilk tekmesini attı. Heyy ben buradayım. Ve sen en azından benim için kendini böyle bırakmamalısın dedi. İlk iletişimiz bu oldu galiba. Mahir annesinin güçlü olmasını istiyor. Annesi de öyle zaten. Ama arada bir bünyeyi böyle salıveriyor.

Kadınlar mutfaklarını bir nevi terapi alanı olarak görürler. Yani işte bazı kadınlar vardır kafalarını dağıtmak için mutfağa giren. Ben yemek yemem gerekmese mutfağa girmeyecek kadar mutfağı sevmeyen biri olarak h.sonu kendimi mutfağa verdim. Cumartesi günü yeğenle 4 tepsi kurabiye yaptık. Pazar günü evde tek başıma otururken kalkıp pasta yaptım. Ve sanırım hayatımda ilk kez pasta yaptım.
Pazar akşamı annem hastalandı. Uzun süredir varolan böbrek taşları yerini iltihaba bırakmış. Ve iltihap yayılmış. Sancısı çok fazla. Pazar gecesi  ve dün  yoğun bir hastane trafiği vardı.Dün eve girerken saat gece yarısını geçmişti ve tek dileğim bir an önce uyumaktı. Ama tam kapıdan girdiğimizde Sonya ve Sıdıka’nın bacaklarımıza dolanması sırasında kuzu fark etmeden Sıdıka’nın ayağına bastı. Önce küçük bir çığlık sonra topallayan ve derisinin içinden kemik fırlamış bir Sıdıka. O saatte akıl sorabileceğim tek kişiyi aradım. Biz evden çıkarken o internette arama yapıp veteriner buldu. Saat 1 di ve Unkapanı köprüsü trafiğe kapalıydı. Hiçbir ikaz konmadan köprünün dibine kadar girdiğinizde ancak fark edebileceğiniz bir çalışma vardı. Pek çok araba dönerken kaza tehlikesi atlattı.  Dön dolaş Taksim den Ayşe yi alıp elimizde adreslerle veterinerin yolunu tuttuk. Kırılabilecek en kötü yerden kırılmış. Ameliyat gerekli. 2 tane çivi takılmalı. Ameliyat hemen bugün yapılmalı. Kemik yanlış kaynarsa topal kalabilir. Biz bunları konuşurken Sıdıka  öyle çaresiz gözlerle acı ile bize bakıyor. Veterinerin önerisi Sonya bir zarar vermesin ve oluşabilecek ağrıdan dolayı huysuzlanacağı için gece klinikte kalmasıydı. Ama ben istemedim. Anestezi alacağı için ağrı kesici yapılmayacak. Orada sabah kadar bir kafesin içinde kalacak. Aldık kızımızı eve geldik. Saat 3’ü geçiyordu. Sonya tabii heyecanla Sıdıka’yı bekliyor. Bir şeyler olduğunu fark etti. O da başladı deli gibi miyavlamaya. Allah’ım kabus gibiydi. Kuzu Sonya ile ayrı bir odada yattı. Ben Sıdıka’yı aldım sabaha kadar biraz inleme biraz mırlama ile uyuduk. Sabah Sonya çok huysuzluk edince dikkatlice getirdim Sıdıka’nın yanına. Her zaman Sıdıka’nın tepesine çıkan Sonya, önce gayet sakin öptü, sonra her tarafını yaladı Sıdıka’nın. Çok tatlılardı.Neyse ne çok gevezelik ettim. Bu sabah kendi veterinerimizle görüştük. O da aynı şeyi söyledi. Bir saat içinde Ayşe’de kendi veterineri ile görüşecek ona göre veteriner seçilecek. İşin acı boyutu zaten moral bozucu. Birde tabii maddi boyutu hepten yıkıcı. Hele gece muayene fiyatları süpermiş. Hiç başımıza gelmediği için bilmiyorduk. İlk ve son olur inşallah.

Biz dün gece bunlarla cebelleşirken annemin yanından ayrılan ablamlar yolda bir magandanın kurbanı olmaktan son anda kurtulmuşlar. Eniştem evin olduğu sokağa dönmek için sinyalini verip dönme teşebbüsünde bulunduğu sırada ara sokaktan olağanüstü hızlı bir araba gelip ön tarafa çarpıp aynı hızla hiç durmaksızın basıp gidiyor. Onun arabasında daha fazla hasar olmasına karşın sarhoş ya da hırsız olduğundan hiç durmuyor.  Olay yerine kısa sürede ama gayet çözümsüz olarak gelen trafik ekibi plakayı almalarına karşın hiçbir şey yapamayız diyorlar. Tabii ablam ve çocuklar çok korkmuşlar Çok şükür çocuklara kimseye bir şey olmuyor. Ama bu ülkede bu olayları  ve sonuçlarını her gün gören biri olarak korku geçmiyor.

Hani gelince üst üste gelir ya. Öyle oldu bizimkisi. Araba tamir olur, annem antibiyotiklerle iyi olur,Sıdıka zor bir operasyon geçirecek, bir hafta bandajla 2 ay platinle yaşayacak ve o canı yanacak olsa da,onun o haline ben çok üzülecek olsam da  hepsi elbet geçer. Hem zaten ben güçlü bir anneyim. Çok üzülüp kendimi bırakırsam Mahir Bey kızarlar.

Bu şarkı Murat Yılmazyıldırım'ın Düş Sokağı Sakinleri olduğu dönemden kalma. 

Fotoğraf kuzunun benim için yaptığı ilk uçurtma.

7 yorum:

  1. Of be Heidi...ne kadar üstüste gelmiş her şey..ancak bu kadar olur..üzüldüm çok...annenin durumu, çok çoook geçmiş olsun, ağrıları dinsin..Sıdıka zaten başka türlü, hay Allahım, bu kadar terslik...ben kıyamam ona..Sonya nın ablasının o haline üzülmesine ne demeli...ablanlar fena...ne diyeyim..sen en güzelini yazmışsın işte sonuçta..hepsi geçecek...çözümsüz dert olmasın...fotoğraf harika...ne de yakışmış bu yazıya...bak işte ben varım diyor sana...çok öpüyorum tatlım...

    YanıtlaSil
  2. ah heidim, böyle sonuna kadar okudum ama "bunların hepsi kötü bir rüya aslında" cümleni aradım. hadi dedim. rüya bu rüya. yazsana rüya olduğunu. inan kendimle cebelleştim. sana kızacaktım yazılır mı böyle diye. sıdıka'ya çok üzüldüm diyeceğim ama bu yetersiz kalacak. ist. iyi bir vet var bildiğim. pirinç'e 6 sene bir nevi ablalık yaptı. onun sağlık perisi oldu. eğer ihtiyacın olursa yardımcı olmasını rica edebilirim.

    bunun dışında yapabileceğim ne var? nasıl elimi uzatabilirim sana. sen güçlüsün biliyorum. ama lütfen böyle içim acırken...

    kuzu da çok üzülmüştür şimdi, onu da düşünüyorum bir yandan.

    tüm bunlar içerisinde fotograf harika. kuzu da iyi iş çıkarmış. sana burada uçurtma festivali olduğundan bahsetmiş miydim?

    YanıtlaSil
  3. Heidi, bugün bende ilk tekmemi yedim biliyor musun? ve Mahir ne güzel bir isim.
    Annene çok geçmiş olsun ve sende enseyi karartma lütfen:) kızdırma Mahir Bey'i.

    Sıdıka'ya mahsus selam çok geçmiş olsun.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  4. kışşşt kışşştt gidin kara bulutlar heidi'nin üstünden artık...

    hem anneye hem sıdıkaya geçmiş olsun çok.

    bu arada mahir:) en sevdiğim isimlerden. yazında ismi gördüğüm andan itibaren yüzümde bi gülümseme.

    iyi ol hep:)

    YanıtlaSil
  5. Sevgili Heidi , çok üzüldüm ya, keşke gelseydin ne hoş olurdu. Şimdi hep karşılaştığım insanları düşünüyorum acaba , hangisi sendin diye...

    Tekrar karşılaşmak dileğiyle... sevgilerimle

    YanıtlaSil
  6. heidi cellocalankedii@gmail.com adresine müsait olduğunda bi yazar mısın? senin mail adresini bilmiyorum, telini bilmiyorum, bu sayfaya günlerdir (2 gün olmuş ama bana çok geldi) uğruyorum, belki bir haber gelir senden diye, sıdıka'yı merak ediyorum :( püf

    YanıtlaSil
  7. Perenim,Cellom,

    Telefonlarınızı kaydettim. İlk zırladığım anda sizi arayacağım. İş aldınız başınıza haberiniz olsun.

    Ruhdağı;

    Tekmelerin devamı geliyor mu. Bizimki pıt pıt bir modda kendini sıklıkla hatırlatıyor.

    Melosum;
    Gidiyor kara bulutlar gelsin artık hem ilkbahar. Mahir güzel isim değil mi. Ben de yüzümde şaşkın bir gülümseme ile sıklıkla tekrar ediyorum. Mahir Mahir.. :))

    Lale Abla;

    Pek tabii mekanda gördüğünüz en güzel kadın bendim. :) Siz geldiğinizde ben telefonda konuşuyordum. Telefonun ucundaki dostum bir bebek beklediğini haber veriyordu. Ben de şapşal şapşal gülümsüyordum. O sırada tam sizinle göz göze geldik. :)) Bil bakalım ben kimim şeysi gibi oldu.

    YanıtlaSil